Türkiye’de devletten bağımsız bir sivil akıl ya da sivil toplum maalesef pek gelişmiş değil.
Bu sebeple sivil toplum örgütlerinin büyük çoğunluğu, sıfatlarındaki sivilliği çoğu zaman karşılamıyor.
Söz konusu durum ideolojiler, sosyolojik anlamıyla cemaatler ve toplumsal hareketler için de geçerli.
Varoluş şartlarını büyük oranda devlete bağlı kabul ediyorlar ve haliyle meselelere bakışları genellikle devlet penceresinden oluyor.
Gördüklerini de bu zaviyeden değerlendiriyorlar.
Böyle bir vasatta Mazlumder gibi insan hakları örgütlerinin önemi bir kat daha artıyor.
Çünkü Mazlumder, devletten, siyasal partilerden, cemaatlerden ve diğer toplumsal gruplardan bağımsız çalışan bir insan hakları örgütü.
İlkelerini ve çalışmalarını güç sahiplerine ve konjonktüre göre ayarlamadığı için adil bir şahitliği sergileme imkanına sahip.
İnsan Hakları ve Mazlumlar için Dayanışma Derneği olarak 1991 yılında İslami kimlikli bir grup insan tarafından kurulan Mazlumder, “Her kim olursa olsun zalime karşı, her kim olursa olsun mazlumdan yana” bir mücadele yürütüyor.
Bugüne kadarki örnekliği de bunu doğruluyor.
Günübirlik kısır politik tartışmalara ve mücadelelere taraf olmaktan kaçınan Mazlumder, yaşanan sorunlar karşısında da haksız da olsa devleti korumayı öncelik haline getirmiyor.
Adalet neyi gerektiriyorsa onun gereğini yerine getirmek için çalışıyor.
Bu noktada unutulmaması gereken bir durum tespiti yapmak gerekiyor.
Dünya üzerindeki bütün devletler ve onları yöneten hükümetler, olağanüstü araç ve yetkilerle donatılmış, güç kullanma tekelini elinde tutan kurumlardır.
Bu sebeple insan hakları kuruluşları, öncelikli olarak devletin gücünü ve olanaklarını kullananların sivillere yönelik hak ihlallerine karşı mücadele ederler.
Devlete yönelik sivil eylemler ise devletlerin mevzuatlarına göre suç konusu dahi olsa, insan hakları örgütlerinin çalışma alanının dışındadır.
Nitekim her anlamda güçlü olan devletlerin, bu tür eylemlerle hukuk içinde kalmak kaydıyla mücadele gücü bulunduğu gibi, sivil kuruluşlarca ayrıca savunulmaya ihtiyaçları da kesinlikle yoktur.
Toplumu değil devleti ya da siyasi iradeyi esas alanların bu ilkeleri gözeten insan hakları örgütlerini anlaması elbette kolay değildir.
Bunun içindir ki Mazlumder de insan hakları örgütlerinin genellikle maruz kaldığı çeşitli karalama ve saldırıların hedefi olabilmektedir.
Dediğim gibi bu tür saldırılar anlaşılmaz da değil.
Nihayetinde Mazlumder, örnekliğiyle mevcut oyunu bozan bir hal sergilemektedir.
Herkesin devlete ve mevcut siyasal iktidara göre tavır almayı maharet saydığı, ilke ve değerlerini buralardan gelebilecek kazanımlar adına pazarlığı açtığı bir vasatta, Mazlumder, kendi varoluş amacına hizmet etmeyi sürdürüyor.
Gücün ve iktidarın tek merkezde birikmeye başladığı dönemlerde bu, tabi ki diğer zamanlardan daha zor ama her zamankinden de önemli bir sorumluluk olarak karşımıza çıkıyor.
Çünkü Mazlumder, konjonktürleri ve mevcut şartları aşan bir anlayışla çalışıyor ve insan hakları yaklaşımına uygun olarak sorunlara yaklaşmayı sürdürüyor.
Nitekim son dönemde Roboski/Uludere katliamından Lice’de yaşanan son olaylara, Gezi Parkı protestolarından Ethem Sarısülük’ün ya da Ali İsmail Korkmaz’ın ölümlerine kadar birçok kritik hadisede Mazlumder, odağında hakkın ve adaletin olduğu bir yaklaşımı ortaya koymuştur.
Haliyle, yalnızca kendine Müslüman, yalnızca kendisi gibi olanlara adil, yalnızca kendisinden olanlara özgürlükçü bir tavır takınan hangi kişi ya da kurum olursa olsun, bu ilkeli örneklikten rahatsızlık duyacaktır.
Mazlumder’i karalamak ve itibarsızlaştırarak, kendi çukurlarına çekmek için çabalayacaktır.
Bunun için yapamayacakları bir şey ya da denemeyecekleri bir yol olduğunu da zannetmiyorum.
Fakat Mazlumder’in de bu kadar haksızlığın, kötülüğün, çirkinliğin ve zulmün olduğu bir ülkede ve dünyada sözünü ve tavrını sakınması söz konusu olamaz.
Herkes elinden geleni yapacaktır.
Hesabın sorulacağı bir gün ise elbette vardır…
BEYTULLAH ÖNCE / SAKARYA YENİHABER