
Kütahya İnanç Özgürlüğü Platformunun tertip ettiği yürüyüş, Kütahya Şeker Fabrikası önünde başladı, Zafer meydanında sona erdi.
Başörtüsüne Özgürlük taleplerinin dile getirildiği yürüyüşe binlerce vatandaş katılırken, yürüyüş esnasında ‘Baskıya Hayır, Eğitime Özgürlük’, ‘Başörtüsü Hakkımız Engellenemez’,‘ Yaşasın Başörtüsü Direnişimiz’ , ‘Başörtüsü Onurdur Koruyacağız’ , ‘Başörtüye Özgürlük’ , ‘Başörtüye Uzanan Eller Çekilsin’ , ‘İnanca Saygı Başörtüye Özgürlük’ , ‘Beyaz Sayfa Beyaz Özgürlük’ sloganları atıldı. Olaysız biten yürüyüş sonunda, İnanca Saygı Başörtüsüne Özgürlük Yürüyüşü Tertip Komitesi Başkanı Seyhan Duman tarafından basın açıklaması yapıldı.
Başörtüsünün Siyasi bir simge olmadığını vurgulayan Seyhan Duman, ‘Başörtüsü dinin kesin emriyken; dünyanın bütün sözleşmelerinde, beyannamelerinde, bildirilerinde insan haklarının ilk sıralarında inanç hürriyetinden bahsedilirken...; Başörtüsünün siyasal üniforma olduğunu iddia eden fanatikler, ülkede siyasetin yasak olduğunu mu? Krallık veya komünist rejimlerde olduğu gibi tek parti ile mi yönetildiğini sanıyorlar? Bu güne kadar hangi partinin simgesi, nerede yasaklanmıştır ki, başörtülülere bu iftira atılmaktadır?’ diye konuştu. İçimizden çıktıklarını miting alanlarında dillendiren siyasetçilere sesleniyoruz; Vatan bir bütündür asla parçalanamaz diyen; Ahmet’lere, Mehmet’lere, Ayşe’lere, Fatma’lara sesleniyoruz. Yıllardır vatanı vatan yapan şehit torunlarına yapılan zulmü görmez misiniz? Diye seslenen Seyhan Duman konuşmasını şöyle sürdürdü: ‘’Kurtuluş savaşında biz de varız. Biz yavrusunu evde bırakıp baltasına sarılan Nene Hatunuz. Fatma Onbaşıyız. Ayşe’yiz, Fatma’yız. Biz anneyiz. Üniversite kapısında bekletilende biziz. Hakkını isterken itilen ve hor, hakir görülen biziz. Cebindeki üç beş kuruşluk harçlığından harç parası biriktirmeye çalışırken horlanan biziz. Hastane kapısından başörtüsünden dolayı kovulanlar biziz. Yastıkların kurutamadığı gözyaşlarını yüreğine akıtan biziz. Okuyarak bu ülkeye faydalı olmak isteyen, kırk yıldır kanla sulanan, canla şahlanan, vatanın tek kaldırım taşını oynatmayan, içinde bir yerinden parçalanan yüreğine ‘’sus’’ diyen, bir camekana çakıl taşı bile atmayan biziz. Yavrusunu askere gönderirken eline kına yakan biziz. Bizde şehit anasıyız. Ya bizim yüreğimizi kırk yıldır yakan kim? Bize yasak koyan kimler? Sizler, bu durumda bize nasıl suç isnat edersiniz? Bizim en tabii okuma, özgürce yaşama ve inanma hakkımızı nasıl gasp edersiniz? Örtü hakkımdır; HAK’ka sözümdür. Ne siyasi, ne ticari kaygı bu ağır mesuliyeti kaldıramaz. İnancımız her şeyin üstündedir. Canların uğruna verildiği vatan, insan haklarının korunduğu yer olmalı, güvencemiz olmalıdır. Biz bu ülkede her inançta, her düşüncede, her renkte, her mezhepte insanlar olarak kardeşçe ve barış içerisinde yaşamak istiyoruz. Bu ülkenin, inancından dolayı, yaşantısından dolayı, dininden ve dilinden dolayı hiç kimseye zindan edilmesini istemiyoruz. Hürriyet ve özgürlük herkesin hakkı olmalıdır.’’
EMİN KARAKAYA/KÜTAHYA