İspanya Yüksek Mahkemesi 7 Eylül 2010 tarihinde , 14 Mayıs’ta görevinden uzaklaştırılan Baltasar Garzon’un Franco döneminde işlenen şuçları araştırma talebini 1977’de kabul edilen genel af yasasına aykırı olduğuna karar verdi. Bu karar uluslararsı sahnede suçlulara karşı verdiği mücadele ile tanına Garzon için beklenen bir karar idi. Bu karardan beş gün sonra Türkiye 12 Eylül günü Anayasa değişikliklerine “evet” diyerek bundan 30 yıl önce darbe ile iktidara gelen askeri cuntanın yargılanmasının yolunu açtı.
İspanyol iç savaşı sonrasında (1936-39) “milliyetçilerin” cumhuriyetçileri yenmesiyle başlayan Franco dönemi faşist rejimlerin bütün özelliklerini taşıyordu. Hitler Almanya’sından da esinlendiği en basiti 1937-45 tarihleri arasında askerlerin aralarından verdikleri Nazi selamından anlaşılıyor. Franco kendini Tanrı’nın yer yüzündeki gölgesi olarak görürdü. Kilisenin de desteğiyle kurulan faşist rejim böylece “kutsanmış” oluyordu. Milliyetçilerin iktidar yıllarının bilançosu ağır: 1940’larda Cumhuriyetçi cepheye bağlı 500 bin İspanyol tutuklandı. Önemli bir çoğunluğu toplama kamplarından öldü. 192 bin muhalif kurşuna dizildi. Bunların önemli bir kısmı toplu mezarlara gömüldü. Binlerce kayıp, işkence ve faili meçhul cinayetle Franco dönemi hafızalarda bütün canlılığını koruyor.
İspanyol iç savaşını başlatan taraflar “muhafazakarlar” ve “cumhuriyetçiler” bu gün siyasi arenada Ulusal ve Sosyalist Partileri tarafından temsil ediliyor. İspanya’da özellikle sağ kanada mensup çevreler 1939-1975 tarihleri arasında Franco döneminde işlenen suçların araştırılmasını istemiyor. Bu konunun gündeme getirilmesinden de rahatsızlık duyuyorlar. 31 Ekim 2007’de İspanyol Cortez’inde Sosyalist partisinin getirdiği ve kabul edilen kanun ile suçluların cezalandırılması sağlanmamış olsa da tarihin koruma altına alınmasının önü açıldı (Ley de la Memoria Histórica).
Türkiye’de sağ sol çatışmalarının sonunda 12 Eylül 1980 tarihinde iktidara gelen askeri juntanın üç sene boyunca hapishanelerde ve şehirlerde estridiği sert rüzgarın bilançosu da ağır. Orada da kayıplar, işkenceler ve faili meçhuller var. 1982’de kabul edilen yeni Anayasa ile darbeciler kendilerini koruma altına aldılar. Türkiye’de de bu karanlık geçmişe dokunulamıyacağını savunanlar yok değil. İspanya’dan farklı olarak 1980 ihtilali hem sağı hem de solu kuşatan bir ihtilal idi. Onun içindir ki siyasi arenada darbeye “sahip çıkan” partilerın tavrı ideolojik olmaktan çok yönetim kadrolarının “militarist” refleksleriyle izah edilebilir.
Baltasar Garzon atipik kişiliğiyle son yıllarda kendinden çok söz ettirdi. Bazıları için bir kahraman bazıları için bir megaloman. İspanya içinde İspanya’nın çeşitli yerlerini Sicilya’ya çevirmeye hazırlanan yer altı dünyası, yolsuzluk yapanlar, ETA ve devlet terörü ; uluslararası sahnede Şili’de 1973-1990 yılları arasında darbeyle gelen ve ülkeyi dikta rejimiyle yöneten Augosto Pinochet’nin yargılanması için verdiği mücadele var. Onun içindir ki dostları olduğu kadar düşmanları olan bir adam. 2005’te yayımladığı “korkusuz bir dünya” (El mundo sin miedo) adlı otobiyografik eserinde korkusuz bir dünya beklentisi içinde olduğunu yazıyor ve ekliyor : “Mesleki hayatımın yirmi dört yılında (...) teröristin, ırza geçenin veya işkence yapanın portresini çizmeyi başaramadım. Her biri bir dünya. Ancak her birinin ortak bir özelliği var: korkaklık. Hiçbiri mağdur ettikleri kişilerin bakışlarına dayanamaz”.
Uluslararası sahnede çıkışlarıyla -özellikle evrensel yetki prensibi çerçevesinde- beynelmilel üne sahip olan Garzon ülkesinde yirmi yıl mesleki hayattan uzaklaştırılma tehlikesiyle karşı karşıya. Yedi Eylül günü İpsanya Yüksek Mahkemesi verdiği kararla Baltasar Garzon’u suçlu sandalyesine oturtamaya hazırlanıyor.
Ne var ki karardan bir kaç gün önce Arjantina’da bir mahkeme Franco döneminde yakınlarını kaybetmiş olan bir ailenin dava talebini kabul etti. Arjantina diplomatik yollardan İspanya’dan Franco döneminde işlendiği düşünülen insanlık suçları konusunda bilgi istemeye hazırlanıyor. Garzon’un uzun yıllar evrensel yetki yasasının kabulü için verdiği mücadele sonucunda Arjantina genel af yasasını kaldırdı ve evrensel yetki prensibi çerçevesinde “İspanya”yı yargılamaya hazılanıyor. Garzon’un kendi ülkesinde gerçekleştiremediği yargılamanın Latin Amerika’da gerçekleşecek olması kaderin cilvesi olarakta görüle bilir.
“Hostes humanis generis”lerin İspanya’dan binlerce kilometre uzaklıkta da olsa yargılanacak olması İspanya’nın Franco döneminde yaşananlara 1977’de kabul edilen genel af yasasısına sığınarak görmezden gelemiyeceğini ve uzun vadede geçmişiyle yüzleşmek durumunda kalacağını düşünüyoruz. Türkiye 12 Eylül darbesinin sene-i devriyesinde referandum yoluyla otuz yıl önce iktidara el koyan juntacıların yargılanmasının önünü açtı. Türkiye’nin insanlık suçu işlemiş olanlardan hesap sorabilecek olması bir dönemi geride bırakmaya hazırlandığını gösteriyor.
Baltasar Garzon mahkeme salonlarından çıkartılıp sanık sandalyesine oturtulacak olsa da Arjantina ve Türkiye’de yaşanan son gelişmeler “korkusuz bir dünya”nın mümkün olduğunu ilan ediyor !