�
27 Mayıs'ta başlayan ve kamuoyunda Gezi Parkı direnişi olarak bilinen eylemlerle ilgili açıklamalarda bulunan Mazlum Der Van Şube Başkanı Yakup Aslan, eylemler esnasında 3 gün boyunca Ankara’da çatışma halindeki direnişi müşahede ettiklerini ve edindikleri izlenimden, olayların global sermayenin tepkisinin sokaklara yansıması ve Ergenekon yandaşlarının çatışmaları organizeli bir şekilde sürece hakim olmaya çalışması şeklinde seyrettiğini gözlemlediklerini vurguladı.
Ankara Kızılay Meydanı'ndaki Gezi Parkı olaylarını yakından takip etme imkânı bulduğunu belirten Aslan, "Özellikle İşçi Partisi, Atatürkçü Düşünce Derneği ve diğer marjinal grubların öncülüğünde devam eden eylemlere baktığımız zaman, bunları organize eden ana damarın Ergenekon kaynaklı kesim olduğunu rahatlıkla görebiliriz" dedi.
Şahit olduğu manzaraların dehşet verici olduğunu aktaran Aslan, Kızılay Meydanı'nda göstericilerin tepki amaçlı olarak içki sofraları oluşturduklarını ve ağza alınmayacak küfürler savurduklarını aynı zamanda okumakta hayâ edilecek, pankartlar taşıdıklarını ve sokaklara bu türden yazılar yazdıklarını söyledi.
"Olayların temelinde Başbakanı dize getirmek var"
Olayın 3-5 ağacın kesilmesiyle irtibatı olmadığını, bunun sadece bir bahane olduğunu belirten Aslan, "İktidarın Başkanlık Sistemi gibi sermayeyi ilerleyen zamanda rahatsız eden birçok kararda ısrar ettiğini, ulusal sermayenin her defasından bunlara muhalefet etmesine rağmen onun karşı tavırlar belirlediğini ve bu hazırlığın neticesinde Taksim'deki birkaç ağacın kesilmesi bahane edilerek böyle bir operasyonel direniş ve muhalefetin başlatıldığını hepimiz rahatlıkla okuyabiliriz. Bunun temelinde kesinlikle Tayyip Erdoğan'ı dize getirmek ve diz çöktürme gayesi yatıyor" dedi.
"Gezi'nin arka planında neler yatıyor?"
Son dönemlerde hükümetin cemaatle ilişkisinin giderek zayıfladığını ve gizliden operasyonların, çatışma halinin devam ettiğini hatırlatan Aslan, "Derinden bir çatışmanın başladığını, bu çatışmanın dershanelerin kapatılacağına dair hükümetin karar bildirdiği tarihten bugüne kadar çeşitli zeminlerde sürdüğü ve bunun giderek şiddetlendiğini rahatlıkla görebiliriz. Bu bahane ile 'Taksim'de ağaçlar sökülüyor' denilerek, özellikle liderleri Ergenekon'dan dolayı içeride tutulan ve mahkemeleri devam İşçi Partisi ve Atatürkçü Düşünce Derneği öncülüğündeki eylemler hükümete gözdağı vermek amacını taşıyor. Mitinglere, gösterilere baktığımız zamanda bunları organize eden ana damarın Ergenekon kaynaklı kesim olduğunu görebiliriz" tespitinde bulundu.
"Olayın arka planında çok derin dengeler var"
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın kullandığı dilin sorumluluk sahibi başbakana yakışan bir üslup olmadığını aktaran Aslan, "Neticede sen o yüzde ellinin başbakanı değilsin, sen tüm halkın başbakanısın. Ve insanları “ayyaş”, “çapulcu” şeklinde vasıflandırmak sıradan bir insanın bile kullanamayacağı bir dildir. Global sermayenin onayı olmadan iktidarda kalmanın mümkün olmayacağı tehdidi emarelerinin kısmen ortaya çıktığı bir zamanda, yıllarca bu kesime hizmet etmiş siyasal yapılanmaları “çapulcu, ayyaş” türünden sözlerle azarlamak veya ‘ben kendi taraftarlarımı evlerinde zor tutuyorum’ şeklindeki kabadayılıklar insanları sokağa dökmüştür. Bununla birlikte ben olayın sert üslup içeren bir iki sözden veya bir iki ağacın sökülmesinden ibaret bir eylem olduğuna inanmıyorum. Bunun arka planında gerçekten çok derin dengeler var. Ve bu derin dengeler bu organizeyi yapmıştır. Gaz bombasını veya şiddeti orantısız bir şekilde kullanan militarist güçler de burada etkilidir" şeklinde konuştu.
"Batı, haylazlık yapan çocuğun kulağını çekmek istemiştir"
Olaylarda yakalandığı söylenen İranlı öğrencilerin, İran rejimine muhalif kişiler olduğunu vurgulayan Aslan "Tabi bizim görebildiğimiz kadarı ile bu iş o bahsedilen kesimden çok batı kaynaklı bir eylemdir. Batı kaynaklı operasyonel bir süreç başlatılmıştır. Yakalanan insanlar arasında İranlı talebeler de varmış. Ancak, bize ulaşan bilgilere göre bu İranlı talebeler İran rejimine muhalif kesimden ve Türkiye’de genellikle sol kesimle diyalog içerisinde olan insanlardır. Suriye bloğunun da bu kadar hızlı davranıp hemen bu eylemlere destek verebilecek bir manevraya, bir kabiliyete, vizyona sahip olduğuna inanmıyorum. Barış Sureci’nden rahatsız olan sağ-sol bütün ulusal kesimler ortak eylem içerisindeydi. Bunda Suriye iç savaşına Türkiye’nin müdahil olmasının etkisi de var elbette. Ancak küresel sermayenin etkisinin olduğunu dış medyadan öğrenebiliyoruz. Yani batı kendisini dinlemeyen, haylazlık yapan çocuğun kulağını çekmek istemiştir. Bunun açık bir operasyon olduğunu görmek lazım. Bunda da gerçekten başarılı olmuştur. 'Mesaj alınmıştır'daki anlam budur. Geçmiş tarihe bakacak olursak Türkiye'deki askeri darbelerin neredeyse tamamının batı kaynaklı olduğunu görebiliriz. PKK ile barış sağlanması halinde yeni bir etnik düşman çıkaracaklarından da kuşkum yok" ifadelerini kullandı.
((Murat Dalgın-İLKHA)
�