Geçtiğimiz hafta sonu basına yansıyan haberlere göre TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı ve AKPARTİ milletvekili Zafer Üskül, çocuklarını başörtülü olarak okula göndermek isteyen ailelerle ilgili olarak "Bu iş daha ileriye giderse, devlet o çocuğu alır ve öğrenim görmesini sağlar" demiştir. İnsan hakları ve hukuk ile bağdaşmayan açıklamalara Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf da, "Biz mahkemenin tedbir kararından sonra çocukları korumamız altında alabiliriz. O konuda hiçbir engel yok, sebebi ve gerekçesi ne olursa olsun. Aileler çocuklarına karşı sorumluluklarını yerine getiremiyorlarsa yasalar da buna izin veriyor. Zaten çocukların orada hırpalanması söz konusuysa ve hırpalanmaya devam edecekse, tabii biz koruma altına alabiliriz" diyerek mantıksız ve tutarsız bir şekilde destek vermiştir. Cemil Çiçek gibi diğer kabine üyeleri ve AKPARTİ milletvekilleri de mezkûr aileler için “provokatör” tabirini kullanmış ve bu taleplerin “üniversitelerdeki başörtüsü yasağının kaldırılmasının tartışıldığı günlerde ortaya çıktığını” iddia ederek kamuoyunu yanıltmışlardır.
Öncelikle belirtmek isteriz ki çocuklarını ilköğretim okullarına başörtüsü ile göndermek isteyen aileler nevzuhûr değildir. Bilakis, derneğimizce de yakından takip edilen ve “sekiz yıllık kesintisiz eğitim uygulaması” başladığından buyana devam eden pek çok vakada vatandaşlar derneğimize başvurmuşlar ancak 10 küsur senedir başörtüsü sorununa kulaklarını tıkamış olan hükümetler, siyasiler ve medya bu mağduriyetlerden ve taleplerin haberdar olmadığı için sorunun bugün ortaya çıktığını sanmakta ve aileleri ‘provokatörlük’le itham edebilmektedirler. Hükümet de dâhil olmak üzere mezkûr aileleri provokasyonla suçlayanlar kamuoyunu yanıltmakta ve ailelerin bu haklı talebini kötü göstererek yok etmeye çalışmaktadır.
Bu ailelerin birçoğu, 12 yaş üstü ilköğretim talebi olan (yani akıl-baliğ olan) kız çocukları için böyle bir talepte bulunmaktadırlar.
Hâlbuki Türkiye’nin de taraf olduğu insan hakları sözleşmelerine göre “çocuğun da din ve vicdan hürriyeti” vardır ve “ebeveynler çocuklarını istedikleri dinî ve ahlaki prensiplere göre eğitme hakkına” sahiptir. (BM Çocuk Hakları Beyannamesi - BM İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi)Ayrıca yine uluslararası insan hakları hukuku gereği devlet -kötü muamele ve ihmal- olmaksızın çocukları ailelerinden ayıramaz.
Yeryüzünde, yetişkinlik dönemlerinde yaptıkları değerlendirmeler neticesi din ya da hayat tarzı değiştirenler de dâhil olmak üzere hemen herkes ilk dinî ve ahlakî değerlerini ailelerinden alır. Devlet ve toplumun yapması gereken; çocukları yetişkinlik dönemine kadar her türlü dinî ve felsefi etkiden izole edip sonrasında “hadi şimdi özgürce dilediğini seç” demek değil, insanlara yetişkinlik dönemlerinde hiçbir baskı altında kalmadan din ve hayat tarzlarını seçebilecek, değiştirebilecek uygun bir ortam sağlamaktır.
Bu çerçevede şu hususların altını çizmek isteriz;
1) Çocuklar devlet de dâhil olmak üzere kimseye ait değildir. Çocuk, yaratıcının ailelere bir emanetidir ve onların maddi ve manevi gelişimlerinde ebeveynleri sorumluluk ve hak sahibidir.
2) İlköğretim çağında da olsa isteyen ebeveynlerin çocuklarına verilecek eğitimin -gerek içeriğinin gerekse fiziksel şartlarının- kendi inançlarına uygun olmasını talep etmek hakları vardır. Aynı şekilde ailelerin dinî inançlarına aykırı her türlü uygulamayı reddetmeleri de bir insan hakkıdır ve aksi devlet tarafından zorlanamaz.
3) Çocuklarını inandıkları dinin kaidelerine göre yetiştiren ailelerin onları bu çerçevede okula göndermelerinin kötü muamele ya da ihmal sayılamayacağı açıktır. Dolayısı ile devletin, çocuklarını okula başörtüsü ile göndermek isteyen ailelerden evlatlarını almaya çalışması temel insan hakları hukukuna aykırı olacağı gibi millet vicdanında da karşılık bulamayacak, gayri meşru ve hukuksuz bir eylem olacaktır.
4) Devlet, din ve vicdan hürriyetleri üzerindeki tüm tahditleri kaldırmalı ve dinî alanı kendi kontrolü altına almaya çalışan uygulamalardan vazgeçmelidir. Bugün hala 12 yaş altındaki Müslüman çocuklara Kuran-ı Kerim eğitimi verilmesi devletçe sınırlandırılmış ve pratikte uygulanamaz hale getirilmiştir.
5) Tevhid-i Tedrisat Kanunu, Milli Eğitim Temel Kanunu, Sekiz Yıllık Kesintisiz Zorunlu Eğitimgibi ideolojik yasa ve uygulamalar kaldırılmalı ya da milletçe meşru kabul edilecek şekilde, insan hakları ve hukuka uygun bir şekilde tadil edilmeli, isteyenlerin istedikleri dinî eğitimi, istedikleri şekil ve şartlarda vermeleri ve almaları serbest bırakılmalıdır.
6) Batılı kılık kıyafet biçimini doğru, normal ve matlup kabul edip, geriye kalan biçimleri anormal, yanlış, geri ve bozuk gören ve bu görüşü herkese dayatan çevreleri adil olmadıkları ve sağlıksız zihinsel süreçleri sebebiyle haksızlık ettikleri hususunda ikaz ediyor ve “ilköğretim, kamusal alan, hizmet alan-hizmet veren, siyasal simge” gibi yersiz, mantıksız, hukuksuz, yasal temeli olmayan ve hatta komik argümanlarla inanç ve eğitim özgürlüğünün sınırlanmasında ısrar edenleri kınıyoruz.
Üzülerek görüyoruz ki son zamanlarda Müslüman çevrelenin her türlü meşru talebi, muhafazakar çevrelerce ‘Provokasyon’ olarak dillendirilmekte, baskı altına alınmaktadır. Bu tür zihniyetlerin sosyal hayatı çekilmez hale getirdiği gibi, baskıcı, insan haklarına saygısız idarecilere de zemin hazırladığı bilinmektedir. Bu nedenle öncelikle Muhafazakar camiayı uyarıyor ve hiç kimse veya kurumun, bir başkasının inancına, kılık-kıyafetine, talebine ‘provokasyon’ deme hakkı olmadığını, bu tür ithamların bir gün kendi inançları, kılık-kıyafetleri ve talepleri için de önkesici mazeret olarak ileri sürüleceğini hatırlatıyoruz.
İnsan Hakları İnceleme Komisyonu Başkanı Zafer Üskül’e ve kendisini destekleyen şürekâsına, hak ihlallerine çare olacakları yerde yeni ihlal biçimleri oluşturmalarının, halkı bu şekilde tehdit etmelerinin hukuk ve ahlak dışı olduğunu hatırlatıyor, temel insan hakları noktasında bu kadar çarpık ve arkaik bir zihne sahip bir kimsenin, millet adına insan hakları mücadelesi yapacak bir kurumun başında olmasını son derece yanlış buluyor ve kendisini istifaya davet ediyoruz.
MAZLUMDER İstanbul Şubesi