
İstanbul, 24 Mayıs 2003 Cumartesi günü, alışılmadık bir “Dizi Basın Duyurusu”na tanık oldu. Farklı toplum kesimlerinin sözcüleri, bu “dizi” basın duyurularında, alışıldığı biçimde yalnız “kendi” dertlerini değil, “birbirlerinin” dertlerini de dile getirdi.
İstanbul, 24 Mayıs 2003 Cumartesi günü, alışılmadık bir “Dizi Basın Duyurusu”na tanık oldu. Farklı toplum kesimlerinin sözcüleri, bu “dizi” basın duyurularında, alışıldığı biçimde yalnız “kendi” dertlerini değil, “birbirlerinin” dertlerini de dile getirdi. Düşünce Suçuna Karşı Girişim’in düzenlediği “Birimizin Derdi, Hepimizin Derdi” programının ilk durağı olan MAZLUMDER İstanbul Şubesi’nde ifade özgürlüğünün önündeki engelleri dile getiren MAZLUMDER Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Şube Başkanı Ahmet Mercan, düşüncesini ifade edemeyen, inancını ifade edemeyen, etnik kültürünü ifade edemeyen değişik anlayıştaki insanların farklı, fakat ortak derdinin, “hak ve özgürlükleri” kullanamamak olarak ortaya çıktığını ifade etti. “Türkiye’nin ana sorunu bireyin kendini ifade edememesidir. Her kaynağa serbestçe ulaşmak, düşünceyi ve inancı serbestçe ifade edebilmek ve örgütlenebilmenin önündeki tüm engellerin kalkması bir zorunluluk olarak karşımıza çıkmaktadır. “ diyen Mercan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Birileri istedi diye değil, insanın varolmakla elinde bulundurduğu haklar olduğu için, bu engellerin kalkması gerekir.Din ve vicdan özgürlüğü anlamında mağduriyetin boyutu yüz binleri aştı. Eğitim hakkı ile inanç özgürlüğü karşı karşıya getirilerek dolaylı etkisiyle milyonları ilgilendiren kanunsuz ve anlamsız bir yasak hala sürmektedir. Bu ülkenin en önemli sorunu, kendinin ürettiği elini kolunu bağlayan yapay korkulardır. Vatandaşına güvenmeyi becerebilmesi gerekmektedir. Bu güven, sadece yazılı metinlerle de sağlanamaz. Yasakçı anlayıştan, özgür düşünceye geçmenin, zihinsel boyuttan başlayan değişime ihtiyacı vardır. Yersiz ve gereksiz korkular, keyfi anlayış ve tutkulardan güvene yolculuk, herkesin ve her şeyden önce bu ülkenin kazancı olacaktır.” Toplantıda son altı yıldır yoğunluk kazanarak devam eden başörtüsü probleminin 30 bin mağduru adına Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi 6. sınıf öğrencisiyken okulunu bitirmesine 45 gün kala başörtüsü yasağı nedeniyle okulundan uzaklaştırılan Hatice Kanlıtaş söz aldı. 1998 yılında baş gösteren yasakla birlikte çeşitli suçlamalarla çeşitli cezalar alan Kanlıtaş ve arkadaşları, yönetmelikte “başörtüsü yasağı”na ilişkin herhangi bir düzenleme olmadığı için “vakarsız davranmak” ya da “okulun güven ve itibarını zedelemek” gibi gerekçelerle cezalandırıldılar. Toplantıda, karşı karşıya kaldıkları haksız uygulamaları ve buna karşı verdikleri hukuki mücadele sürecini anlatan Kanlıtaş, önceleri başörtüsü mağdurları lehine karar veren hakimlerin daha sonra aleyhte karar vermeye başladıklarını, lehte karar vermeye devam edenlerinse başka yerlere sürüldüklerini, kendisi ve arkadaşlarının bunun nedenini bir türlü anlayamadıklarını ifade etti. Hatice Kanlıtaş, önümüzdeki aylarda başörtüsü yasağı nedeniyle yarım kalan eğitimini tamamlamak için Almanya’ya gidecek. Birimizin Derdi Hepimizin Derdi, diyerek ilk durakları olan MAZLUMDER İstanbul Şubesi’nde bir araya gelen Şanar Yurdatapan, Abdurrahman Dilipak, başörtüsü yasağı mağduru öğrenciler ve MAZLUMDER yöneticileri ayrıca, “Paradigmanın İflası” kitabından dolayı mahkum edilen ve AİHM’de açtığı davayı kazanan Fikret Başkaya’nın ikinci baskısını yapan kitabından dolayı tekrar mahkum edilmesine karşı toplu olarak Başkaya’nın suçuna iştirak ettiler. Toplantının ikinci durağı olan İHD İstanbul Şubesi’nde İnsan hakları kurumlarına yapılan baskılar, “kayıp” ayıbı ve “tecrit” sorunu gündeme geldi. Gözaltında kayıplara ve F tipi cezaevlerine de değinilen toplantıya, F Tipi mağdurları ve gözaltına alındıktan sonra cesedi bulunan Hasan Ocak’ın annesi Emine Ocak da katıldı. İHD’den sonra geçilen Özgür Gündem Gazetesi’nde gazete ve halk üstünde şoven baskılar, kültürel ayırımcılık, Kürt dili ve kültürü, AGOS Gazetesi’nde ise azınlıklar üstündeki şoven baskılar ve kültürel ayırımcılık konuları konuşuldu. Programın son durağı olan Türkiye Gönüllü Teşekküller Vakfı’nda da (TGTV) vakıflara yönelik anti-demokratik uygulamalar gündeme geldi. İlk duraktan son durağa birikerek giden beş ayrı sivil toplum kuruluşu temsilcilerinin ve Düşünce Suçuna Karşı Girişim’in kurucuları Şanar Yurdatapan ve Abdurrahman Dilipak’ın da katıldığı “Birimizin Derdi, Hepimizin Derdi” programı, son durak olan TGTV’de “Aile fotoğrafı” çekiminin ardından sona erdi. MAZLUMDER Basın Bürosu