Demokratik toplumlarda yürütme organı olan hükümet kanun teklifi getirebilir, yasama organı olan mecliste de çoğunluğu var ise kanun şekline dönüştürebilir. Ancak yasa yaparken mümkün olduğunca diğer siyasi partilerin ve sivil toplumun katkı ve katılımlarına açık olunması ve buna imkan tanınması gerekir. Sivil toplumun yasa yapma sürecine katılımı bazen lobi çalışması ile siyaseti etkilemek şeklinde olurken, bazen de barışçıl gösteriler şeklinde isteklerini kamuoyuna ve hükümete bildirerek etkilemeye çalışmak şeklinde olabilir.
Ancak son dönemde gözlemlenen odur ki, hükümet kendi siyasetine uygun gösterilere göz yumarken, hatta teşvik edici konumda bulunurken (Suriye ile ilgili gösteriler gibi), kendi siyasetine zıt/ muhalif gösterilere ise bunlar barışçıl gösteriler bile olsa, müsamaha ile muamele etmek şöyle dursun, orantılı güç de değil, aşırı şiddet kullanarak karşılık vermektedir. Yaklaşık 30 yıl önce darbe sonrası 1983 tarihli toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanunu ise bu uygulamaların gerekçesi yapılmaktadır. Örgütlenme özgürlüğü ve eleştiri hakkının kullanımının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi standartlarına uygun olarak yeniden düzenlenmesi gerekir. Bu haliyle bile yasanın 3.maddesinde - “Herkes, önceden izin almaksızın, bu Kanun hükümlerine göre silahsız ve saldırısız olarak kanunların suç saymadığı belirli amaçlarla toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir. 6. Maddesinde ise, Toplantı ve gösteri yürüyüşleri, tüm il veya ilçe sınırları içerisinde aşağıdaki hükümlere uyulmak şartıyla her yerde yapılabilir.
Şehir ve kasabalarda ve gerekli görülen diğer yerlerde hangi meydan ve açık yerlerde veya yollarda toplantı veya yürüyüş yapılabileceği ve bu toplantı ve yürüyüş için toplanma ve dağılma yerleri ile izlenecek yol ve yönler vali ve kaymakamlarca kararlaştırılarak alışılmış araçlarla önceden duyurulur. Bu yerler hakkında sonradan yapılacak değişiklikler duyurudan on beş gün sonra geçerli olur. Toplantı yerlerinin tespitinde gidiş gelişi, güvenliği bozmayacak ve pazarların kurulmasına engel olmayacak biçimde, toplantıların genel olarak yapıldığı, elektrik tesisatı olan yerler tercih edilir.” denilmektedir. Yasanın mevcut haliyle bildirim şartı vardır, trafiği engellemeyecek şekilde her çeşit gösteri yapılabilecektir. Ancak mülki amirlere tanınan geniş yetkiler sebebiyle, kolayca, kamu güvenliği v.s. genel gerekçeler gösterilerek bu gösterilerin yasaklanması sebep olabilmektedir.
Sonuç olarak, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenlemenin bildirime tabi olduğunu, izin gerektirmemekle birlikte, Valiliklerin sıklıkla hükümetin siyasetine muhalif konularda “kamu güvenliği” v.s gerekçelerle, ''izin vermiyorum, yasaklıyorum'' şeklinde ifadeler kullanarak, sivil toplumun barışçıl taleplerine ve siyasete etki etme çabalarına engel olunmaktadır. Türkiye hukukunun bir parçası niteliğindeki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına göre de, bildirim yapılmamış olsa bile barışçıl toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı engellenemez.
Sendika ve meslek örgütlerinin 4+4+4 eğitim modeli ile ilgili yapmak istediği gösteri de bu keyfi gerekçelerle engellenmiş, üyelerinin Ankara'ya gelmeleri de engellenerek seyahat özgürlükleri de ihlal edilmiştir. Keyfi bir tabir olan “izinsiz gösteri “ yaptıkları gerekçe gösterilerek de, aşırı şiddet kullanılmıştır.
Mazlumder sivil toplumun, siyaseti barışçıl toplantı ve gösteri yürüyüşleri ile etkilemeye çalışmasını savunmaktadır. Bu hakkın aşırı şiddet kullanılarak engellenmesini de kınamaktadır. 2911 sayılı 1983 tarihli darbe yadigarı bu yasanın ise aciliyetle, örgütlenme özgürlüğünü ve katılımcılığı destekleyecek şekilde yeniden düzenlenmesini talep etmektedir.
MAZLUMDER