MAZLUMDER’in, küresel ölçekte aktör olan devletlerin yeryüzünde oluşturdukları temel insan hakları ihlallerine dikkat çekmek amacıyla IWPF (Islamic World Peace Forum) ile birlikte düzenlediği “Adil Barış: Küresel Ortak Söylem” sempozyumunda MAZLUMDER Genel Başkanı Ahmet Faruk Ünsal aşağıdaki açılış konuşmasını yapmıştır.
AHMET FARUK ÜNSAL’IN AÇILIŞ KONUŞMASI:
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Değerli katılımcılar, misafirler, basın mensupları,
İran’dan, Kanada’dan, Mısır’dan, Tayland’dan, Hindistan’dan ve Türkiye’den konferansımızı teşrif eden değerli tebliğciler,
En samimi duygularla hepinizi selamlıyor ve Adil Barış, Küresel Ortak Söylem Konferansı’nın başarıyla geçmesini temenni ediyorum.
Değerli dostlar,
Adalet, Cenab-ı Allah’ın Kur’an-ı Kerim’de üzerinde en fazla durduğu kavramlardan biridir.
Hepinizin çok iyi bildiği ayetlerden sadece birkaç örnek vermek istiyorum:
Nisa Suresi’nin 135. Ayeti: “Ey iman edenler, kendiniz, ana-babanız ve yakınlarınız aleyhine bile olsa ve şahitlik ettikleriniz zengin de olsa fakir de olsalar Allah için şahidler olarak adaleti ayakta tutun. Adaletten sapıp heveslerinize uymayın. Eğer sözü geveleyip yüz çevirirseniz Allah yaptıklarınızdan haberi olandır”
Araf Suresi 29. Ayeti: “De ki, Rabbim adaletle davranmayı emretti…”
Mumtahinne Suresi 8. ve 9. Ayetleri: “Allah, sizinle din konusunda savaşmayanlara ve sizi yurtlarınızdan sürüp çıkarmayanlara iyilik yapmanızdan ve onlara adaletle davranmanızdan sizi sakındırmaz. Çünkü Allah adaletle davrananları sever. Allah, din konusunda sizinle savaşanları, sizi yurtlarınızdan sürüp çıkaranları ve sürülüp çıkarılmanıza arka çıkanları dost edinmenizi sakındırır. Kim onları dost edinirse artık zalimlerdendir.”
İnsanoğlunun kayıtlara girmiş ilk ihtilafı olan Habil-Kabil ihtilafından, hal-i hazırda yaşamakta olduğumuz bütün ihtilaflara kadar, tarihin temel dinamiği zulüm-adalet diyalektiği ve kişinin kendini nerede konumlandırdığıyla ilgilidir. Kur’an, zulmün temelini “her şeye rağmen nefsin öncelenmesi, birincilleştirilmesi yani ilah edinilmesi” olarak ortaya koyar. Doğru tavrın temelini ise “aleyhimize de olsa adaletli olmak” olarak defalarca vurgular.
İnsanların tek tek değil ancak topluluklar oluşturarak yaşadığı dikkate alınırsa, adalet:
- barış içinde bir arada yaşayabilmenin,
- yani yönetmenin ve yönetilmenin,
- yani egemenliğin,
- ve istikrarın, temeli, teminatı, olmazsa olmaz koşuludur.
Tersinden okuyacak olursak, adaletin olmadığı toplumlarda, insanları bir arada tutabilmenin tek aygıtı baskı ve zulümdür.
İster ilahi kitapların büyük anlatılarını, ister mitolojinin hikayelerini, ister toplumların kolektif destanlarını, ister antropolojinin bulgularını, isterse de yazılı ve kayıtlı tarihin tespitlerini esas alalım, insanoğlunun yeryüzü macerasının esası, zulümden özgürleşmek ve adaleti aramaktır. Bunun için verilen mücadele, coğrafyadan, kültürden ve hatta dinden bağımsız ve ortak olduğuna göre, ortak bir dil ve duyarlılığı bulmanın ve sürdürmenin insanlığımızı inşa etmek ve ayakta tutabilmek için ne kadar önemli olduğu görülmelidir. Bu ortak dil, “kendin için istediğini kardeşin için de iste” özetiyle formüle edilebilir.
Bu mücadele Hz. Musa’nın mücadelesidir. Hz. Musa, ezilmiş bir kavmi kurtuluşa erebilecekleri bir yurda çıkarmak için mücadele etti, “seçilmiş bir kavmi kendilerine vaad edilmiş topraklara eriştirmek” için değil. Bu mücadele fıtrata uygundu, evrenseldi, herkese aitti ve onun için kendi kavminden olmayan pek çok vicdan sahipleri de bu kavgada ezilenlerden yana Musa’ya yoldaş oldu. Ama ne yazık ki daha sonra Musa’nın çocukları, Musa’nın evrensel mesajını, “Tanrı’nın seçilmiş kulları(!) yeryüzünde imtiyazlı yaşayabilsin” diye zulmün ve acının aracına dönüştürdüler.
Bu mücadele Hz. İsa’nın mücadelesidir. Hz. İsa, sınıflaşmış, endüstrileşmiş, meslekleşmiş ve kurumlaşmış bir dinin ürettiği zulümden insanoğlunu özgürleştirmeye ve yalnızca Allah’a kul olmaya çağırdı. Ama ne yazık ki daha sonra İsa’ın takipçileri, dine ait yeni kurumlar, sınıflar ve meslekler ihdas ederek yeni kölelikler inşa ettiler.
Bu mücadele, mazlumların ve ezilmişlerin yol arkadaşı, yamalı elbiseli Hz. Muhammed’in mücadelesidir. Merhametsizliğin, cehaletin ve atalara tapınmanın esir aldığı çölün vahşi insanını öylesine yüksek bir ahlaka ve adalet medeniyetine doğru yükseltti ve özgürleştirdi ki, tarihin ölçeğinde bir lahza gibi sayılacak kadar kısa bir sürede, bir avuç yalın kılıç bedevi, orduları ve saltanatları yerle bir ettiler. Ama ne yazık ki daha sonra O’nun takipçileri, O’nun rağmına saraylar, saltanatlar ve kulluklar inşa ettiler.
Bu mücadele resullerin ve yoldaşlarının mücadelesidir. Hüseyin’in, Ömer bin Abdulaziz’in ve arkadaşlarının mücadelesidir. Bu mücadele Buda’nın, Sokrates’in mücadelesidir. Rosa Parks’ın, Beheşti’nin, Şeyh Said’in, İkbal’in, Mehmed Akif Ersoy’un, Ali Şeriati’nin, Seyyid Kutub’un, Said Nursi’nin mücadelesidir. Martin Luther King’in, Ahmet Yasin’in, Malcolm X’in, Leymah Gbowee’nin, Tevekkul Karman’ın, Muhammed Bu Azizi’nin mücadelesidir. Kahramanlar mücadelesidir.
Değerli Dostlar,
Tarihin çeşitli dönemlerinde çeşitli beşeri coğrafyalarda kişisel özgüvenleri ve fedakarlıklarıyla özgürlük ve adalet mücadelesi veren kahramanların tecrübe ve çabalarını bir “ortak vicdan cephesi”ne dönüştürmenin zamanı geldi.
Hz. Muhammed’in, daha vahiyle muhatap olmadan önce Mekke’de zulme uğrayanların hakkını savunmak için kurduğu Hilfu’l Füdul oluşumuna benzer yapılar kurmalıyız. Vakit kahramanları bekleme vakti değil tecrübeyi birleştirme ve mücadeleyi derinleştirme vaktidir. O gün olduğu gibi bugün de, aciz ve güçsüzler her türlü zulme maruz kalıyor ve özgüvenli ve özverili kahramanlar çıkana kadar ne yazık ki insanlar uğradıkları zulme karşı koyma gücü ve cesareti gösteremiyorlar.
Güçlünün güçsüzü ezdiği, onuruyla oynadığı, ülkelerin işgal edilip, öldürme ve sindirmenin kol gezdiği, yani zulüm ve haksızlıkların egemen olduğu bir dünyaya dur demenin, adalet, barış ve insanlık onurunu ayağa kaldırmanın zamanı geldi.
Güçleri, bilgileri ve kurumlarıyla zulmü katlayan, köleliği derinleştiren ulusal ve uluslar arası yapılara karşı “dayanışma kurumları” kurmalıyız. Birleşmiş Milletler, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Uluslararası Ceza Mahkemesi gibi adalet ve hak arama merkezli olarak kurulduğu iddia edilen uluslararası kuruluşlar bile, küresel zulüm odaklarının isteklerini onaylayan, onlara operasyonel imkan sağlayan veya dünya görüşlerini empoze eden merkezler olmaktan öteye gidemediler.
Bundan dolayı, “Adil Barış, Küresel Ortak Söylem” sempozyumu önemli bir ihtiyacı karşılayabilecek bir imkan olarak görülmelidir.
“Kim olursa olsun zalime karşı, mazlumdan yana” sloganıyla yıllardır çalışan; zalimin ve mazlumun kimliğini ve dinini sormayı ayıp sayan bir dernek olarak MAZLUMDER bu konferansa ev sahipliği yapmaktan büyük iftihar duymaktadır.
Konferansın gerçekleşmesinde emeği geçen İslam Dünyası Barış Formu’na, Sayın Başkan Dr. Davud Amiri beyin şahsında teşekkür ediyorum.
MAZLUMDER İstanbul Şubesi’ne Sayın Başkan Cüneyt Sarıyaşar beyin şahsında teşekkür ediyor, Konferansın hayırlı ve başarılı geçmesi temennisiyle hepinizi Allah’a emanet ediyorum.
Ahmet Faruk ÜNSAL
MAZLUMDER Genel Başkanı