TMK KANUN TASARISI DEĞERLENDİRME RAPORU-İstanbul/2006

TERÖRLE MÜCADELE KANUNU TASARISI HAKKINDA

DEĞERLENDİRME RAPORU

Av. Selçuk KAR - Av. Halim YILMAZ

GİRİŞ

Türkiye, son yıllarda hukuk mevzuatını hızla değiştiriyor. Bu değişim genel olarak olumlu olmakla birlikte özellikle yeni Türk Ceza Kanunu, Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ve Basın Kanunu'nun da yer alan bazı maddelerin hak ve özgürlükler bakımından olumsuz sonuçlar doğurabileceği yüksek sesle dile getirildi. Her yeni kanun, adaleti sağlamak ile hak ve özgürlükleri genişletmenin aracı olmalıdır.

Mevzuatın hızla değişmesi sakıncaları da beraberinde getirmektedir. Özellikle kanun tasarılarının kamuoyuyla paylaşılması konusunda çekingen davranılması anlaşılmazdır. TCK tasarısının internet ortamında sunulması çok gecikmesi gibi, kamuoyunda tartışmaya açılan yeni TMK Tasarısı taslak metninin kamuoyuyla paylaşılmaması, ilgili kurum veya kuruluşların web sitesinde yer almaması ilginçtir. Taslak veya tasarı haline getirilen her metnin kamuoyuyla paylaşılmasının faydasını anlatmaya gerek yoktur. Bu değerlendirme raporu, tasarısı fotokopisi elde edilerek hazırlanmıştır. MAZLUMDER olarak, eğer vatandaşlar için kanunu bilmemek mazeret değilse, kanun tasarılarının kamuoyuyla paylaşılmamasının da mazereti olmadığını düşünüyoruz. Kanun tasarı ve taslaklarının, üzerinde iyi tartışılabilmesi için, herkesin rahatlıkla ulaşabileceği web ortamında yayınlanması gereklidir.

Terörün herkes tarafından kabul edilen ortak bir tanımı yoktur. Bir tarafın terörist olarak adlandırdığı, bir başkasına göre direnişçi veya gerilla olabilmektedir. 11 Eylül sonrası yaşananlar terörü ve terörle mücadele konusunu daha çok tartışmaya açtı.

Terörle Mücadele Kanunu, hem toplumun geniş bir kesimini ilgilendirmesi hem de hak ve özgürlükleri daha özel olarak kısıtlayabilen bir kanun olması nedeniyle hayati öneme sahiptir. Özel bir soruşturma ve kovuşturma usulünü öngörmesi, hak ve özgürlükler bakımından daha dikkatle ele almayı gerekli kılıyor. Geçmişte gözaltı süresinin uzun olması, sanık haklarından yararlandırmama gibi durumlar işkence ve kötü muamele olaylarına sebebiyet vermiş, basın yoluyla örgüt propagandası konusu ise ifade özgürlüğü konusundaki kısıtlamalara sebep olmuştur. Yapılan değişiklikler her iki konudaki şikayet ve sorunları önemli ölçüde azaltmıştır.

YENİ BİR TERÖRLE MÜCADELE KANUNU GEREKLİ Mİ?

TMK tasarısının tam da terör ve karışıklıkların arttığı bir zaman da gündeme gelmesi de dikkat çekicidir. Normalde kamuoyunun tepki göstereceği bir kanunu anormal dönemde daha az tepki ile yasalaştırma imkanı olduğu da açıktır. TMK Taslağında insan haklarına aykırı bir çok hususun yer alması ve yetkililerin gerekli değişikliği yapılacağını belirtmeleri "ölümü gösterip sıtmaya razı etme"nin işaretini göstermektedir.

Türkiye'de, son zamanlarda tırmana terör olayları ile paralel olarak, Genelkurmay'dan "İngiltere'deki gibi Terörle Mücadele Kanunu" talebi ve kolluk yetkililerinin "kısıtlı yetkiler"den şikayetinin hemen ardından Adalet Bakanlığı'nda bir komisyon kurularak "Terörle Mücadele Kanunu"nda değişiklik yapmak üzere çalışmalarına başladı.

TCK'yı hazırlayan akademisyenler, yeni bir yasaya ihtiyaç olmadığını, mevcut yasaların terörle mücadele için yeterli olduğunu belirttiler.

3713 SAYILI TERÖRLE MÜCADELE KANUNU

12.04.1991 tarihinde çıkarılan 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununda (TMK) 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 140, 141, 142 ve 163. maddeleri kaldırılarak yürürlüğe girmiştir. 1991'den bugüne farklı tarihlerde değişiklik yapılan TMK, en son 19.7.2003 tarihinde 4928 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikle (6. uyum paketiyle) ifade özgürlüğünü sınırlandıran 8. maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.

TMK, özel yasa olarak TCK'da yer alan bazı suçların terör amacıyla işlenmesi halinde bunlara verilecek cezaların arttırılması, görevli mahkeme, yargılama usulü, müdafi tayini, cezaların infazı gibi hususları farklı olarak düzenlemekte; böylelikle Ceza, Ceza Usul ve Ceza İnfaz Hukukunu yakından ilgilendirmektedir.

YENİ TERÖRLE MÜCADELE KANUNU TASARISI

"Alternatif -1" başlığı ile Adalet Bakanlığı tarafından oluşturulan komisyonda "Terörle Mücadele Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı" oy çokluğu ile kabul edilmiştir. Hazırlanan tasarı da, Irak'ı işgal eden ve orda terör estiren bir ülkenin, terörle mücadele konusunda en sert tedbirleri öngören İngiltere'nin "Anti-terör Yasası"na atıf yapılması ibret vericidir.

Tasarının 1. maddesinde yer alan terör tanımına; "bir yabancı devleti yahut uluslar arası bir kuruluşu her hangi bir işlemi yapmaya yahut yapmamaya zorlamak yahut ülkenin yahut uluslararası kuruluşun temel anayasal, siyasi, hukuki, ekonomik ve sosyal yapısını bozmaya" yönelik her türlü suç teşkil eden eylemler de dahil edilmiştir. Böylelikle suça, uluslararası bir boyut eklenmek suretiyle yabancı bir ülke veya uluslararası kuruluş aleyhine işlenmesini de bu kapsama sokulmuş olmaktadır.

Tasarının 1. maddesinin 3. bendinde terör örgütü meydana gelebilmesi için iki kişi yeterli sayılmıştır. Halbuki 5237 sayılı yeni TCK'nın 220. maddesi örgütlü suçun gerçekleşebilmesi için en az üç kişinin varlığını şart koşmaktadır. Tasarının bu maddesi ile TCK'nın 220. maddesindeki kural, terör suçları bakımından daraltılmıştır.

Tasarının 2. maddesinde "Terör Suçlusu" kavramı da genişletilerek, örgüt adına hareket etme zorunluluğu kaldırılmış, bir örgüt adına hareket etmese dahi 1. maddede belirtilen terör suçunu işlemek kastıyla hareket etmek de terör suçlusu olmanın maddi şartları arasında sayılmıştır. Terör suçlusu kavramının örgütten arındırılması, uygulamada sakıncalara yol açabileceği aşikardır. Nitekim, 3713 sayılı yasadaki tanımlara göre, terör örgütü mensubu olmak cezanın yarı (1/2) oranında artırılma gerekçesi olarak belirtilmiştir. Bu artırımın sebebi de kişinin eylemlerini bir örgütün amaçlarını gerçekleştirmesine hizmet etmesi olarak belirlenmiştir. Şu halde, hiçbir örgütle bağlantısı olmaksızın yapılan eylemlerin TCK'da belirtilen cezaların yarı oranında artırılması bu kanunun ruhuna aykırılık teşkil edecektir. Bu nedenle bu ibarenin kaldırılarak eski maddenin lafzına sadık kalınması gerekmektedir. Nitekim söz konusu ibare, tasarının 4. maddesinde belirtilen "terör suçunun, terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde işlendiği takdirde oluşabileceği" hükmüne de aykırılık ve tenakuz teşkil etmektedir.

Tasarının 4. maddesindeki eski 312. maddenin karşılığı olan 216. madde de terör amacı ile işlenebilen suçlardan olduğundan, ifade özgürlüğü kapsamındaki bir olay, terör suçu olarak yargılama konusu olabilecektir.

Tasarının 6. maddesi "Açıklama ve Yayınlama" başlığını taşımakta, 3713 sayılı yürürlükteki TMK'daki sırf para cezasından farklı olarak, terörle mücadelede görev almış kamu görevlilerinin kimliğini açıklayan veya yayınlayanlara, örgütün bildiri veya açıklamalarını basıp veya yayınlayanlara para cezası yerine 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür.

Tasarının 6. maddesi 2. fıkrası da hukuki açıdan izah edilmesi zor bir kavram kullanılmaktadır. "...örgütü veya örgüt yöneticisini veya üyelerini kamuoyunda hoş göstermeye yönelik yayın yapanlara bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası..." öngörülmüştür. "Hoş göstermek" kavramı soyut ve olaya ve yoruma göre değişkenlik kazanabileceğinden bu ifadenin uygulamada nerelere varabileceği kestirilemeyecektir. Örgütle ilgili sıradan ve yorumsuz bir haber kovuşturma konusu olabilecektir. Ya da örgütle ilgili komik içerikli haber yapılamayacaktır (Bin Ladin örneği gibi).

Tasarının 7. maddesinde, "terör örgütünün meşru amaçlar için çalıştığı ve eylemlerin mazur karşılanması gerektiği yönünde kanaat oluşturmaya yönelik faaliyet" yapanların, örgüt üyesi olup olmadığına bakılmaksızın 6 aydan 3 yıla kadar hapisle cezalandırılması öngörülmüştür. Bu değişiklikten hareketle bir yazara, bir muhabire çok rahat ceza verilebilir. Çünkü "faaliyet" geniş anlama sahip olduğu gibi, "örgüt üyesi olup olmadığına bakılmaksızın" lafı da oldukça kuşku uyandırmaktadır.

Tasarının 8. maddesi ile 3713 sayılı kanunda yer almayan "Terörün Finansmanı" başlığıyla terör örgütünün faaliyetlerinde kullanılmak amacıyla fon sağlayanlara 1 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası getirilmiştir. Ancak 8. maddenin 2. fıkrası "bir tüzel kişiliğin hukuken veya fiilen yönetiminde veya denetiminden sorumlu olan kişinin bu sıfatıyla yukarıda belirtilen fiilleri işlemesi halinde, fiili gerçekleştirenler aynı şekilde cezalandırılacağı" hükme bağlanmıştır ki, bizce bu fıkranın muğlak olması da göz önüne alındığında uygulamada ciddi sakıncalar doğurabilecek bir hüküm ihtiva etmektedir. Esasında bu fıkrada belirtilen eylem "yardım ve yataklık" tanımına uyduğundan ceza kanununda belirtilen müeyyide yerine asli faille aynı cezanın verilmesi yine ceza kanunu ile çelişki arz etmektedir. Hukuken ya da "fiilen" sorumlu bir kişi yüzünden bütün bir tüzelkişi (ve dolayısıyla üyelerini) cezalandırmak kabul edilemez.

Tasarının 8/b maddesi, bu kanun kapsamına giren suçların bir tüzel kişiliğin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, o tüzel kişiliğin kapatılmasına kadar varacak tedbirlerin alınacağı hükme bağlanmıştır. Bu hüküm de uygulama açısından sakıncalar doğurabilecek niteliktedir. Böylelikle, suçu işleyen kişilerin ötesinde tüzel kişilik cezalandırılmış olacaktır.

Tasarının 10. maddesi "Soruşturma ve Kovuşturma Usulü" başlığını taşıyan ve detaylı olarak işlenen maddesi mevcut TMK'da yer almayan, yürürlükten kaldırılan bir çok anti-demokratik yasa maddesini geri getirmektedir. Bu madde sanık hakları ve savunma konusunda yıllardır yapılmaya çalışılan iyileştirme çabalarının sonu anlamına gelmektedir. Anayasa ve diğer yasalarda tanınan savunma hakkı ve sanık hakları bu madde ile yok edilmiştir. Terör suçlarının sanıklarına, diğer suçların sanıklarına tanınan hakları esirgemek, hem eşitlik ilkesine, hem de masumiyet karinesine aykırıdır.

Yine tasarının 10. madde (a) fıkrasında yer alan ve soruşturma esnasında şüphelinin gözaltı süresince soruşturmanın tehlikeye düşme ihtimaline binaen yakınlarına veya belirlediği kişiye Cumhuriyet Savcısının emriyle haber verilemeyebileceği belirtilmiştir. Bu hüküm de oldukça sakıncalıdır. Yakalama ve gözaltına alınmada, her halükarda şüphelinin yakınlarına haber verme yükümlülüğü olmalıdır. Aksi halde şüphelinin işkence ve gayri insani muamelelere maruz kalmasına açık davetiye çıkarılmış olur. Sanığın gözaltına alındığının yakınlarından birisine haber verilmesi sanığın temel haklarındandır.

10/b maddesi ile şüphelinin 24 saat süresince müdafiinin hukuki yardımından Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hakim kararıyla istifadesinin engellenebileceği belirtilmiştir. Bu hüküm de hukuka aykırıdır. Nitekim, şüpheli gözaltına alınır alınmaz, müdafiinin hukuki yardımından istifade edebilmeli ve bu talebi hiçbir süreye bağlı olmaksızın engellenememelidir.

10. Maddenin (c) fıkrası, şüphelinin sadece bir müdafiinin hukuki yardımından istifade edebileceği belirtilmiştir ki, bizce sınırın 3 müdafii olarak belirlenmesi gerekmektedir. Tek müdafiyle sınırlandırma savunma hakkının kısıtlanması demektir. Uygulamada, bir avukatın hazırlık soruşturmasının her anında hazır bulunması imkansız olabilmektedir. Bu nedenle bir müdafiyle sınırlandırma, sanığın müdafisiz kalması sonucunu da doğurabilecektir.

10. Maddenin (d) fıkrasında, "soruşturmanın amacının tehlikeye düşebilmesi ihtimaline binaen müdafiinin dosya içeriğini incelemesi ve örnek almasının da Cumhuriyet savcısının istemiyle ve hakim kararıyla kısıtlanabileceğini" hükme bağlamıştır. Bu hüküm, "savunma hakkının kısıtlanması" anlamını taşımakta olup açıkça hukuka aykırıdır.

10. Maddenin (f) fıkrası, müdafiinin terör örgütü mensuplarının haberleşmesine aracılık ettiğine ilişkin bulgu ve belge elde edilmesi halinde bir görevlinin görüşmede hazır edilebileceği gibi müdafiiye şüpheli tarafından verilen belgelerin hakim kararıyla incelenebileceği veya belgelerin kısmen veya tamamen verilmemesine de hükmedilebileceği de belirtilmiştir. Bizce bu husus, açıkça savunma hakkının kısıtlanması ve müdafiinin görevini yerine getirmesinin önüne geçilmesi anlamı taşımaktadır.

Tasarının "Müdafii tayini" başlıklı 15. maddesi, 3713 sayılı yasanın aynı hükmünden farklılık taşımamaktadır. Böylelikle, mevcut kanunda yer alan "eşitsizlik" tasarıya da taşınmıştır. Nitekim bu maddede, terörle mücadelede görev alan istihbarat ve kolluk görevlilerinin, görevlerinin ifasından doğduğu iddia edilen suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve koğuşturmalardan bizzat kendilerinin belirledikleri 3 avukatla temsil edilebileceği ve bu avukatlara da avukatlık ücret tarifesine de bağlı olmaksızın yapılacak ödemelerin bu görevlilerin bağlı oldukları kurumların bütçelerine koyulacak ödenekten karşılanacağı belirtilmiştir. Bu madde açıkça kamu görevlilerinin işlediği suçlardan dolayı kollanması anlamını taşımaktadır. Terör şüphelisi hakkında "en fazla 1 müdafii" kısıtlaması getiren tasarı, görevli hakkındaki suçlamayla ilgili müdafii sayısını 3'e çıkarmaktadır. Yine bu 3 müdafiiye ödenecek ücret tarifeye de bağlı olmaksızın serbestçe belirlenebilecek ve bu müdafiiilerin ücreti de devletçe ödenecektir. Böyle bir durumda örneğin, işkence suçundan yargılanan görevlinin savunmasını yapacak avukatların ücreti devletçe ödenecektir.

Mevcut yasadan farklı olarak, tasarının bu hükme eklediği 2. fıkra ile bu görevliler hakkındaki soruşturma ve kovuşturmalardan CMK 109/1. maddesindeki süre şartı aranmaksızın adli kontrol hükümlerinin uygulanabileceği belirtilmiştir. Bu maddenin 2. fıkrası bir başka vahim durumu ihtiva etmektedir. Buna göre, örneğin işkence zanlısı görevli, suçun niteliği ne olursa olsun, CMK'ya göre tutuklanması gerekse bile, tutuklanmaksızın hakkında adli kontrol tedbiri uygulanabilecektir. Normal de tutuklanma sonucunu doğuracak fiile karşılık, kanundaki bu özel düzenleme ile terörle mücadele görevlilerinin tutuklanması diye bir durum sözkonusu olmayacaktır. Bu da "devlet adına hareket edenler"in keyfi ve hukuksuz davranışlarını adeta teşvik edecektir. Bu hüküm, CMK'da belirlenen kriterlere karşılık, kamu görevlilerinin işledikleri suçlardan dolayı açıkça kollanması anlamına gelmektedir. Bu da yasa eliyle yeni "Susurlukçu"lara kapı açılması demektir.

SONUÇ VE KANAATİMİZ

Avrupa'da giderek yaygınlaşan ve özel yöntemler öngören terörle mücadele yasaları, insan hakları açısından geriye gidişi ortaya koymaktadır. Örneğin İngiltere'deki Terörle Mücadele yasası özellikle yabancılar için öngördüğü özel hükümler, uzun gözaltı süreleri vs. ile yüzyılların kazanımı olan "habeas corpus" (hakim önüne çıkarılma hakkı) ilkesini yok saymıştır. Dünya'da giderek terörle mücadele adı altında Nazizm hortlatılmaktadır.

Türkiye'de son yıllarda yapılan bir çok yasa değişikliği hak ve özgürlükler, genişletilmeye çalışıldı. Bütün bu olumlu çaba ve çalışmaların olumlu neticelerini, yeni bir TMK ile ortadan kaldırmak, yapılan çalışmaların ve sarf edilen onca emeğin tek bir seferde heba edilmesine fırsat ve imkan verilmemeli, böyle bir sonucun ihtimalinden bile ısrarla kaçınılmalıdır. Aksi halde tek tük aşıkla dağıtılanlar, tek bir kepçeyle toplanmış olacak.

Malesef tasarı, mevcut yasanın çok gerisine giderek, temel hak ve hürriyetlere ilişkin ciddi kısıtlamalar getirmekte ve savunma hakkını kullanılamayacak hale sokmaktadır. Tasarı, aynı zamanda, suçların soruşturmasında görev alan kişiler lehine genel hükümleri de değiştirmek suretiyle toplumun adalete olan inancını da zedelemektedir.

TMK Tasarısı bu haliyle, basın açısından katmerleşmiş ceza sonucunu doğurabilecektir. Basın yayın organındaki bir haber veya yazı nedeniyle TCK bakımından yargılanan sanıklar, isnad edilen suçun Basın Yasası ve aynı zamanda TMK'yı ihlal etmesi nedeniyle, suçun normal cezası iki defa yarı oranında arttırılarak cezalandırılabileceklerdir.

Toplumumuzun daha fazla hak ve özgürlük talep ettiği bu dönemde, bu tasarı ile geri adım atmak hiç de doğru olmayacaktır. Terör olaylara gerekçe gösterilerek, özgürlüklerden geri adım atılmamalıdır. Devlet erkinin "en güçlü yapılanma" olduğu gerçeği, devlete, temel hak ve hürriyetleri kısıtlamadan da "terörle mücadele" edebilme görevi yüklemektedir. O halde buna rağmen "devletin acziyetini kabul" niteliğindeki bu tasarının derhal gündemden kaldırılması gerekmektedir.

YAYIN BİLGİLERİKategori Adı Yurt İçi RaporlarTarih 2006-10-04
Şube ve Temsilcilerimiz
mazlumder-genel-merkez
İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği - MAZLUMDER GENEL MERKEZ
Adres: Molla Gürani Mh. Şehit Pilot Mahmut Nedim Sk, No: 5 Kat: 4 Fatih / İSTANBUL (Aksaray Metro Durağı B Kapısı Karşısı)
E-posta: info[a]mazlumder.org | Telefon: +90 (0212) 526 2440 | Faks: +90 (0212) 526 2438

Ziyaretçi Sayımız : 3605744

beyaz.net, bilisim, network, web uygulamalari