2007 TEMMUZ-AĞUSTOS İNSAN HAKLARI İHLALLERİ DEĞERLENDİRMESİ

01.09.2007/Afyon

TEMMUZ-AĞUSTOS 2007 İNSAN HAKLARI İHLALLERİ DEĞERLENDİRMESİ

Son iki ayın insan hakları raporlarına baktığımızda ne yazık ki parlak bir tablo ile karşılaşmıyoruz.

Hala yaşamın tehlikede olduğu, faili meçhul cinayetlerin bitmediği, düşüncenin ve dini görünürlüğün tehlike olarak algılanıp cezalandırıldığı bir ülke imajı devam ediyor.

Son günlerde toplumda uzlaşı kültürünü ortadan kaldıracak, şiddeti tetikleyecek,barış ortamını ve sivil inisiyatifleri tehdit edecek girişimlere, temaslara ve çabalara şahit olmaktayız.

Şiddetten beslenen ve varlığını toplumsal çatışma zeminlerine borçlu olan, şiddetsiz ve gerginlikten uzak ortamlarda elindeki tüm imkânlardan mahrum kalacağını düşünen bazı çevrelerin olumsuz çabaları ne yazık ki devam ediyor. Toplum huzurunu, insan haklarını hiçe sayan bu çevreler sürekli kriz sloganı ile yürüyorlar. Ne yazık ki bir kısım medya da bu çevrelerin yardımcılığını kararlılıkla sürdürüyor.

Vesayetçi sistemin varlığını sürdürmek için her türlü anti-demokratik teamülü kendince denediği, hukukun siyasallaştırılıp araç haline getirildiğine geçtiğimiz aylarda hep birlikte tanık olduk.
Halkın İradesinin tahakkuk etmesini kabul ve hazmedemeyenlerin bunu hiçe sayan yöntemleri e-muhtıra olarak devreye sokmaktan çekinmediklerini de ibretle gözledik.
Ülkenin doğusunda çatışmalar devam ediyor ve hergün toprağa canlar düşüyor. Çatışmaların koşulsuz ve hemen durdurulmasını var olan sorunların barışçıl yollardan çözülmesi için çaba gösterilmesini hayati buluyoruz. Kaybeden tüm toplumdur. Savaşın kazanan tarafı yoktur. Çatışmalarda son 2 ayda ölenlerin sayısı : 97

Bomba ve mayın patlaması sonucu ölenlerin sayısı ise 9 olmuştur.

Faili meçhul cinayetlerin sayısı ürkütücüdür. 76 ölüm. Her ne kadar yetkililer faili meçhul cinayetin minimuma indiğini söyleseler de gerçekler tersini gösteriyor. Her ay 30 un üstünde cinayetlerin failleri belli değil. Bunu nasıl açıklayacağız.

Yaşam hakkının önemli sorunlarından birisi de töre cinayetleridir. Cinayetin olmadığı ay yok. Son 2 ayın bilançosu 8 ölüm.

Son 5 yılda 1.806 töre cinayeti işlendi. Töre yüzünden 5 yılda 5.375 kadın intihar etti.

Hiçbir insani ve dini düşünce ile açıklanamayacak bir durum olan bu can kayıplarını durdurmak için toplumsal bilinci artırmaya çalışmalıyız. Çoğu zaman mağdurun yeniden cezalandırılması mahiyetini taşıyan bu hali engellemeliyiz. Öte yandan devlet daha ciddi önlem almalı ve failleri bulup cezalandırmalıdır. Devletin yaşam hakkını teminat altına almak için pozitif yükümlülüğünü bir kez daha hatırlatmak isteriz.

Son 2 aylık rapor gösteriyor ki Türkiye'de işkence devam ediyor. Vaka sayısı:36

PVSK'da yapılan son değişiklikten sonra güvenlik güçleri tahmin ettiğimiz gibi kendilerine verilen geniş yetkiyi kimi zaman keyfi olarak kullanmaya başlamıştır. Sınırsız durdurma yetkisi ile durdurulan kişiler sorgulanmış ve kimi zaman darb edilmiş, üstüne bir de memura mukavemet ettikleri iddiası ile haklarında suç duyurusunda bulunulmuştur. İstanbul örneğinde görüldüğü gibi bundan avukatlar dahi kendisini kurtaramamıştır.

Uygulamanın kaynağı olan PVSK değişikliği yürürlükten kaldırılmalıdır. Polis ve jandarma her istediğini durdurmamalıdır. Bunun kötüniyetli veya özensiz kişiler elinde işkenceye yol açtığı açıktır. Temel haklar arasında istisnası olmayan tek kurum işkenceden masuniyettir. Savaş hali dahil her ne sebeple olursa olsun işkenceye geçit verilemez, mazur görülemez.

İlginçtir ki, işkence gören kişiler aleyhine güvenlik güçleri tarafından memura mukavemet suçlaması yapılmakta ve davalar açılmaktadır. Çoğunlukla işkenceyi örtbas etmeye yönelik bir atak olarak değerlendirilen bu durum ibretle izlenmektedir.

Din özgürlüğü önündeki kısıtlamalar bütün ağırlığı ile devam etmektedir. Bu kısıtlamalardan tüm din mensupları etkilenmektedir. Hristiyanların ibadethane ve dinadamı yetiştirmek için okul açmaları da engellenmekte, Müslümanların dinin gerektirdiği kıyafetle öğretim ve çalışma hayatında varlığı kabul edilmemektedir. Sorun tektipçi, jakoben anlayıştadır. Farklılığa tahammül edilmeyişindedir.

Açıköğretim Lisesi sınavlarında başörtülü öğrencilerin kimi yerde sınavlara alınmamış olması, toplu taşıma araçlarına biniş için gerekli kartlara başörtülü resmin kabul edilmeyişi, camilerdeki yaz kuran kurslarına ilköğretim 5.sınıfı bitirmeyenlerin kabul edilmemesi dayatmaların sürdüğünü göstermektedir. Halkın sorununa duyarlılık göstermede yeni TBMM ve Hükümetin daha duyarlı olmasını bekliyoruz. Hiçbir mazeret yasak sürdürmenin bahanesi olamaz. Sayın başbakanın sürekli vurguladığı "toplumsal mutabakat" vardır. Bu anlaşıldıktan sonra kurumsal mutabakat aranmaya başlamıştır. Bu söylemin hukuk devleti ve demokrasi ile ilgisi yoktur. Aslolan halkın talepleridir. Kurumlar halkın işlerini kolaylaştırmak için vardır. Halkın isteğinin dışında davranan ve direnen kurumların ıslahı demokrasinin gereğidir.

Son günlerde üniversitelerde başörtü yasakları kaldırılsın çalışma hayatında devam etsin şeklinde özetlenecek bir yaklaşım göze çarpmaktadır. Din özgürlüğü temel haklardandır. Herhangi bir alana, coğrafi bölgeye göre değişiklik göstermeksizin özgürlük esastır. Öğrenci, memur, işçi ayrımı yapmaksızın her alanda yasağın derhal kaldırılması insan haklarına dayalı devlet olmanın gereğidir. Öte yandan aynı esaslara göre vergi verip askerlik yapan insanlardan bir kısmının haklarında yapılan kısıtlama ayrımcılıktır.

Herkesin dilediği gibi düşünmesi ve bunu ifade edebilmesi temel insan haklarındandır. Toplum ve devletin onayladığı değil, onların hoşuna gitmeyen hatta rahatsız edici bulunan düşüncelerin de ifade edilebiliyor olması bu özgürlüğün varlığı için gereklidir. Bu konuda artık kısıtlama ile karşılaşmak istemiyoruz. Ama ne yazık ki sorun devam etmektedir. Son 2 ay içinde 28 olayda 20 yıl ceza verilmiş.

12 Eylül darbe düzeninin kurumlarından YÖK devam ediyor ve öğrencilere son derece dar bir alan bırakıyor, ideolojik bir yaklaşımla öğrenim özgürlüğünü ihlal ediyor. Bu anlayışla 2 ay içinde 14 öğrenciye uzaklaştırma, 4 öğrenciye okuldan atma cezası verilmiştir. Yeni anayasa ile bu kurumun kapatılması artık bir zorunluluk haline gelmiştir.

Bu vesile ile yeni anayasa çalışmalarına ilişkin düşüncelerimizi belirtmek isterim.

Evet "sivil" Anayasa diyoruz. Doktriner değil "sivil", taraf değil "nötr" veya "hakem".
Kurucu ve kurtarıcılara toplumun vecibelerini vazeden değil, toplumla devlet, toplumla anayasal kurumlar arasındaki ilişkileri bireyin demokratik haklarının bilincinde olarak düzenleyen bir toplumsal mutabakat metni. Birey'i devlete önceleyen, temel hak ve özgürlükleri güvenliğe önceleyen, özgürlüklerin "esas", sınırlamaların "istisna" olduğu bir demokratik "sivil" Anayasa. Özetle insan haklarına dayalı bir anayasanın oluşturulması dileğimizdir. Bunun gerçekleştirilmesi için katkılarda bulunacağız.

Yeni cumhurbaşkanının ülke için hayırlı olmasını temenni ediyoruz. Kendisinden beklentimiz ise insan haklarına dayalı bir anayasanın vesayetçilerin dayatmalarından uzak bir şekilde yürürlüğe girebilmesi, insan haklarına aykırı mevzuat ve uygulamaların kaldırılması için için çaba göstermesi, insan hakları örgütlerini bugüne kadarki cumhurbaşkanlığı uygulamalarını aşarak daha fazla dikkate almasıdır.

İhlal raporu ve bilançosu yayınlamak için olay bulamadığımız ihlalsiz günlere kısa sürede ulaşmayı temenni ediyoruz.

MAZLUMDER Genel Başkanı
M.Halit ÇELİK

YAYIN BİLGİLERİKategori Adı Yurt İçi RaporlarTarih 2007-09-01
Şube ve Temsilcilerimiz
mazlumder-genel-merkez
İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği - MAZLUMDER GENEL MERKEZ
Adres: Molla Gürani Mh. Şehit Pilot Mahmut Nedim Sk, No: 5 Kat: 4 Fatih / İSTANBUL (Aksaray Metro Durağı B Kapısı Karşısı)
E-posta: info[a]mazlumder.org | Telefon: +90 (0212) 526 2440 | Faks: +90 (0212) 526 2438

Ziyaretçi Sayımız : 3563648

beyaz.net, bilisim, network, web uygulamalari