2007 OCAK-HAZİRAN İNSAN HAKLARI RAPOR DEĞERLENDİRMESİ

30.6.2007

OCAK-HAZİRAN-2007 İNSAN HAKLARI RAPOR DEĞERLENDİRMESİ

Son ayların insan hakları raporlarına baktığımızda ne yazık ki parlak bir tablo ile karşılaşmıyoruz.

Hala yaşamın tehlikede olduğu, faili meçhul cinayetlerin bitmediği, düşüncenin ve dini görünürlüğün tehlike olarak algılanıp cezalandırıldığı bir ülke görünümündeyiz.

Son günlerde toplumda uzlaşı kültürünü ortadan kaldıracak şiddeti tetikleyecek, barış ortamını ve sivil inisiyatifleri tehdit edecek girişimlere, temaslara ve çabalara şahit olmaktayız.

Şiddetten beslenen ve varlığını toplumsal çatışma zeminlerine borçlu olan, şiddetsiz ortamlarda elindeki tüm imkânlardan mahrum kalacağını düşünenlere karşı bu güne kadar duruş sergileyenlerin bu duruşundaki bozulma tehdidin boyutlarını artırmaktadır. Özellikle sivil, askeri ve siyasi güçlerin seçim öncesi sınır ötesi harekat dahil çatışma, savaş ve şiddete prim verir pozisyon ve söylemleri endişelerimizi artırmaktadır.

Ülkenin doğusunda çatışmalar devam ediyor ve her gün toprağa canlar düşüyor. Çatışmaların koşulsuz ve hemen durdurulmasını var olan sorunların barışçıl yollardan çözülmesi için çaba gösterilmesini hayati buluyoruz. Kaybeden tüm toplumdur. Savaşın kazanan tarafı yoktur. Çatışmalarda son 6 ayda ölenlerin sayısı:191

Bomba ve mayın patlaması sonucu ölenlerin sayısı ise 40'ı bulmuştur.

Faili meçhul cinayetlerin sayısı ürkütücüdür. 140 ölüm. Her ne kadar yetkililer faili meçhul cinayetin minimuma indiğini söyleseler de gerçekler tersini gösteriyor. Her ay 20 nin üstünde cinayetlerin failleri belli değil. Bunu nasıl açıklayacağız.

Yaşam hakkının önemli sorunlarından birisi de töre cinayetleridir. Cinayetin olmadığı ay yok. Son 6 ayın bilânçosu 33 ölüm.

Son 5 yılda 1.806 töre cinayeti işlendi. Töre yüzünden 5 yılda 5.375 kadın intihar etti.

Hiçbir insani ve dini düşünce ile açıklanamayacak bir durum olan bu can kayıplarını durdurmak için toplumsal bilinci artırmaya çalışmalıyız. Çoğu zaman mağdurun yeniden cezalandırılması mahiyetini taşıyan bu hali engellemeliyiz. Öte yandan devlet daha ciddi önlem almalı ve failleri bulup cezalandırmalıdır. Devletin yaşam hakkını teminat altına almak için pozitif yükümlülüğünü bir kez daha hatırlatmak isteriz.

Son 6 aylık rapor gösteriyor ki Türkiye'de işkence devam ediyor. Vaka sayısı:75

İşkencenin toplum arasında destek bulmasını sağlamak için işkenceciler "İşkence yapılmazsa suçlular bulunamaz" iddiasını ileri sürmekte, adi suçların artması karşısında ise "CMUK çıktı böyle oldu" savunmasını yapmaktadırlar.

Böyle bir iddianın ne kadar kabul edilemez olduğu ortadadır. Hiç kimse kanunla kendisine verilmeyen bir görev ihdas edemez. Temel haklar arasında istisnası olmayan tek kurum işkenceden masuniyettir. Savaş hali dahil her ne sebeple olursa olsun işkenceye geçit verilemez, mazur görülemez.

İlginçtir ki, işkence gören kişiler aleyhine güvenlik güçleri tarafından memura mukavemet suçlaması yapılmakta ve davalar açılmaktadır. Çoğunlukla işkenceyi örtbas etmeye yönelik bir atak olarak değerlendirilen bu durum ibretle izlenmektedir.

Din özgürlüğü önündeki kısıtlamalar bütün ağırlığı ile devam etmektedir. Bu kısıtlamalardan tüm din mensupları etkilenmektedir. Hristiyanların ibadethane ve din adamı yetiştirmek için okul açmaları da engellenmekte, Müslümanların dinin gerektirdiği kıyafetle öğretim ve çalışma hayatında varlığı kabul edilmemektedir. Sorun tektipçi, jakoben anlayıştadır. Farklılığa tahammül edilmeyişindedir.

En son Haziran ayı içinde yapılan OKS ve Açıköğretim Lisesi sınavlarında başörtülü öğrencilerin kimi yerde sınavlara alınmamış olması, camilerdeki yaz kuran kurslarına ilköğretim 5.sınıfı bitirmeyenlerin kabul edilmemesi dayatmaların sürdüğünü göstermektedir. Halkın sorununa duyarlılık göstermede TBMM ve Hükümet iyi bir sınav vermemiştir. Hiçbir mazeret yasak sürdürmenin bahanesi olamaz. Hükümetin ilk günlerde olmasını istediği toplumsal mutabakat vardır. Bu anlaşıldıktan sonra kurumsal mutabakat aranmaya başlamıştır. Bu söylemin hukuk devleti ve demokrasi ile ilgisi yoktur. Aslolan halkın talepleridir. Kurumlar halkın işlerini kolaylaştırmak için vardır. Halkın isteğinin dışında davranan ve direnen kurumların ıslahı demokrasinin gereğidir.

Herkesin dilediği gibi düşünmesi ve bunu ifade edebilmesi temel insan haklarındandır. Toplum ve devletin onayladığı değil, onların hoşuna gitmeyen hatta rahatsız edici bulunan düşüncelerin de ifade edilebiliyor olması bu özgürlüğün varlığı için gereklidir. Bu konuda artık kısıtlama ile karşılaşmak istemiyoruz. Ama ne yazık ki sorun devam etmektedir. Son 6 ay içinde 200 olayda 683 yıl ceza verilmiş. Cezası kesinleşen 9 kişi de cezaevine girmiş durumda.

Öğrenim özgürlüğü üretken bir nesil yetişmesi için şarttır. Militarist bir anlayışla zabtu rabt altına alınmış, kısıtlanmış insanlardan bilimsel atılım beklenemez. 12 Eylül darbe düzeninin kurumlarından YÖK devam ediyor ve öğrencilere son derece dar bir alan bırakıyor. Bu anlayışla 6 ay içinde 212 öğrenciye uzaklaştırma, 47 öğrenciye okuldan atma cezası verilmiştir.

İhlal raporu ve bilançosu yayınlamak için olay bulamadığımız ihlalsiz günlere kısa sürede ulaşmayı temenni ediyoruz.

MAZLUMDER Genel Başkanı

M.Halit ÇELİK


YAYIN BİLGİLERİKategori Adı Yurt İçi RaporlarTarih 2007-06-30
Şube ve Temsilcilerimiz
mazlumder-genel-merkez
İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği - MAZLUMDER GENEL MERKEZ
Adres: Molla Gürani Mh. Şehit Pilot Mahmut Nedim Sk, No: 5 Kat: 4 Fatih / İSTANBUL (Aksaray Metro Durağı B Kapısı Karşısı)
E-posta: info[a]mazlumder.org | Telefon: +90 (0212) 526 2440 | Faks: +90 (0212) 526 2438

Ziyaretçi Sayımız : 3563693

beyaz.net, bilisim, network, web uygulamalari