2003 İNSAN HAKLARI İHLALLERİ DEĞERLENDİRMESİ

2003 YILI İNSAN HAKLARI İHLALLERİ DEĞERLENDİRMESİ

Uyum Paketleri olarak tanımlanan yasal düzenlemeler, 2003 yılına damgasını vurdu. Toplam 7 uyum paketinin dördü, 2003'de kabul edildi. Çokça sorun yaşanan bazı alanlarda önemli birtakım değişiklikler getirmesine rağmen, bu reform yasalarının pratik etkisi sınırlı oldu. Uygulamada halen çeşitli sorunlar yaşanmaktadır. Temmuz 2003'te kabul edilen yedinci uyum paketi ise özel önemi haizdir.

Hükümet, reformların uygulamaya da yansımasını sağlamak amacıyla, zaman zaman genelgeler çıkarılması ya da Reform İzleme Grubu (RİG) kurulması gibi birtakım çalışmalar içine girmişse de, hükümet tarafından sevk edilen ve TBMM tarafından da çıkarılan yasaların genel olarak uygulandığından söz etmek 2003 sonuna kadar pek mümkün olmamıştır.

Hükümet, 'Kopenhag Siyasi Kriterleri'ni zamanında yerine getirerek Aralık 2004 AB Konseyi toplantısında katılım müzakerelerine başlama kararı alınmasını hedeflediğini sıkça vurgulamış ve Temmuz 2003'te gözden geçirilmiş AB Müktesebatının Üstlenilmesine İlişkin Ulusal Programı hazırlamıştır. Ancak bu ulusal programın hazırlanma süreci de kamuoyuyla paylaşılmamıştır.

TBMM tarafından kabul edilen reform yasalarının uygulamaya yansıtılması, bürokrasi tarafından ağırdan alınmış, uygulamaya ilişkin çıkarılan yönetmeliklerle yasaların kapsamı daraltılmış ve kuvvetler ayrılığı ilkesi de çiğnenmiştir. RTÜK'ün Aralık 2002 tarihli halkın geleneksel olarak kullandığı dil ve lehçelerde radyo-TV yayınına ilişkin hazırladığı yönetmelik, Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün Ocak 2003'te çıkardığı cemaat vakıflarının gayri menkullerini tescillerine ilişkin yönetmelik ve ailelerin çocuklarına istedikleri ismi verebilmelerine ilişkin genelgeler, bu yetki aşımının çarpıcı örneklerinden bazılarıdır.

ASKER-SİVİL İLİŞKİLERİ

Milli Güvenlik Kurulu (MGK) yasasında köklü değişikliklere gidilmiştir. MGK'daki sivil üye sayısı artırılmış, MGK'nın tavsiye organı niteliği teyit edilmiştir. Daha sonra Temmuz 2003'te kabul edilen yedinci uyum paketiyle, MGK'nın görev, işleyiş ve oluşumunda bazı temel değişiklikler yapılmıştır. Buna göre, MGK Genel Sekreterliği'nin icra ve denetleme yetkileri kaldırılmış; özellikle, MGK Genel Sekreterliği'nin, MGK'nın tavsiyelerinin uygulanmasını izleme yetkisi kaldırılmıştır. Yine bu yasayla MGK Genel Sekreterliği'nin sivil kurum ve kuruluşların çalışmalarına sınırsız erişim imkanı da ortadan kaldırılmıştır. MGK Genel Sekreterinin askerler arasından seçilmesi şartı kaldırılmış ise de Ağustos 2003'te yeni MGK Genel Sekreterliği'ne yine bir asker getirilmiştir. Ancak MGK Genel Sekreterliği görevlerinin yeniden belirlenmesi amacıyla hazırlanan yeni yönetmelikle, yasanın aldığı birtakım yetkiler tekrar MGK Genel Sekreterliğine verilmiştir.

Sayıştay'ın TBMM'nin isteği üzerine, Silahlı Kuvvetler de dahil olmak üzere, tüm kurum ve kuruluşların harcamalarını denetleyebilmesinin yolu açılırken, savunma bütçesinin hazırlanması ve kabulü ile savunmayla ilgili kamu ihalelerinde askerlerin bağımsızlığı ve orduya ait iki bütçe dışı fonun varlığı hala sürmektedir. Hem bu otonominin kaldırılarak savunma bütçesinin kontrolünün tümüyle TBMM'ne geçmesi, hem de YÖK, RTÜK gibi çeşitli sivil kurumlardaki askeri temsilcilerin çekilmesi gerekmektedir.

Yüksek Askeri Şura kararlarının altına Başbakan ve Milli Savunma Bakanının şerh koyması dolayısıyla Genelkurmay Başkanının Başbakan hakkında açıklamalarda bulunabilmesinin ardından Ak Partili Adıyaman Milletvekili Hüsrev Kutlu'nun Atatürk'ün Cumhurbaşkanı olarak sivil kıyafetli bir resmi yerine mareşal üniformalı bir resminin TBMM'ye asılmasından rahatsızlık duyduğuna ilişkin açıklamaları etrafında koparılan fırtınalar, birtakım askeri memurların yetkisiz ama son derece sert açıklamalar yapması ve partisinin alelacele Kutlu'yu Disiplin Kuruluna sevk ederek kınama cezası vermesi, cari sistemde askerlerin ne kadar sivil yönetimin kontrolü altında olduklarının çarpıcı bir örneğini oluşturmaktadır.

İŞKENCE

Hükümet yetkililerinin defalarca değişik ağızlardan, işkenceye karşı sıfır hoşgörü politikası ilanı, işkencenin sistematik olarak uygulanmasını ve işkence yapmakla suçlanan görevlilerin çeşitli yollarla korunmasını önleyememiştir.

Ancak işkence ve kötü muameleye ilişkin TCK'nun 243 ve 245. maddelerinin değiştirilerek hapis cezalarının ertelenmesinin ve para cezasına çevrilmesinin engellenmesi, devlet memurları hakkında işkence ve kötü muamele vakalarında soruşturma açılması için üstlerinden izin alınması şartının kaldırılması ve nihayet işkence ve kötü muamele suçlarının, acil davalardan sayılması, yapılan olumlu düzenlemeler olarak kaydedilmelidir.

Ne var ki İçişleri ve Adalet Bakanlıkları'nın bu yeni düzenlemeleri uygulamaya geçirmek maksadıyla çıkardığı genelgelerin sonuçlarını görmek mümkün olmamıştır.

İşkence ve kötü muameleye ilişkin bazı olumlu ve önemli yargı kararları alınmış ve Yargıtay, işkence ve kötü muameleyi insanlığa karşı işlenmiş suç olarak tanımlamışsa da, işkencecilerin cezasızlığı ortadan kaldırılamamıştır. Hala devlet memuru olarak çalışan bazı sanıkların bulunamaması (!) gibi olaylar 2003'te de yaşanmıştır.

Nitekim BM İşkenceyle Mücadele Komitesi (CAT)'nin raporu da, çok sayıdaki şikayete rağmen güvenlik güçleri mensuplarının nadiren kovuşturulup cezalandırıldıklarından söz etmektedir.

Gözaltına alınanlara ilişkin eksik kayıt tutulması, yetersiz sağlık yardımı ve aile mensuplarının hemen bilgilendirilmemesi gibi klasik uygulamalar, henüz ortadan kaldırılabilmiş değildir. Gözaltına alınanlara yönelik doktor kontrolleri, işkence ve kötü muameleyi önleyici şekilde işlememektedir. İşkence bulgularını kayıt altına almak isteyen doktorlar yeterli güvencelere kavuşturulamamıştır.

Olumlu düzenlemeler olarak, işkencenin en yoğun yaşandığı gözaltı süreçleri kısaltılmış ve özellikle OHAL vilayetlerinde ceza ve tutukevlerinden alınan tutuklu ve hükümlülerin alınmaları hakim kararı şartına bağlanmıştır.

Kayıplar, adam kaçırma, keyfi gözaltılar ve göstericilere karşı aşırı güç kullanımı gibi kötü muamele uygulamaları, halen sürmektedir.

İşkence yapmakla suçlanan kolluk görevlilerinin yargılandıkları davalar arasında Manisa davası önemli ve olumlu bir örnek dava olarak gösterilebilirse de yıllardan beri sonuçlandırılamayan pek çok olumsuz örnek de sıralanabilir. Birtan Altunbaş, ............. gibi davaların serencamı, cezasızlık politikalarından tam vazgeçilemediğini ortaya koymaktadır.

* * *

SİYASAL HAKLAR

Halkın yönetime katılma hakkını kullanmasının önündeki yasal ve filli engeller 2003'te de kaldırılmamıştır. 3 Kasım 2002'de yapılan genel seçimlerde, kullanılan oyların yaklaşık % ... kadarı, seçim sistemindeki barajlar yüzünden parlamentoya yansımamıştır. Nitekim 3 Kasım 2002 seçimlerine katılan 18 partiden yalnızca iki tanesi TBMM'de temsil edilmektedir.

Kürt sorununa özel önem ve programında yer verenler başta olmak üzere, devletin temel politikaları ile örtüşmeyen yaklaşımlara sahip siyasi partilerin hem kurulmasında, hem de örgütlenmesinde çeşitli engellemeler 2003'te sürmüştür.

Anayasa Mahkemesi tarafından HADEP'in kapatılmasına karar verilmiş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından DEHAP hakkında da kapatılma davası açılmıştır. Ayrıca 3 Kasım 2002 seçimlerine katılım şartlarını yerine getirmiş görünmek için evrakta sahtecilik yaptıkları gerekçesiyle bazı DEHAP yetkilileri hapis cezasına çarptırılmıştır. DEHAP'ın pek çok yöneticisi hakkında açılan çok sayıda dava bulunmaktadır.

Saadet Partisi Genel Başkanı Necmettin Erbakan, parti paralarının kullanımında usulsüzlük yaptığı gerekçesiyle hapis cezasına çarptırılmıştır.

Bu alanda olumlu bir düzenleme olarak seçilme yaşı 25'e indirilmiştir.

Dördüncü Uyum paketi çerçevesinde Siyasi Partiler Kanununda değişiklik yapılarak, bir siyasi partinin kapatılabilmesi için Anayasa Mahkemesinde "beşte üç çoğunluk" sağlanması şartı getirilmiştir.

********

Aynı Kanunun 100. maddesinde yapılan değişiklik sonucunda, bir siyasi partinin kapatılması davası sadece "Anayasada belirtilen sebepler"le açılabilmektedir. Kanunun 102. maddesi de, Danıştay Cumhuriyet Savcısının bir partinin kapatılmasına ilişkin talebine karşı itiraz hakkı vermek amacıyla değiştirilmiştir. Kanunun 104. maddesinde yapılan değişiklik siyasi partilerin kapatılmasından başka yaptırımlar uygulanmasına olanak tanımaktadır. Düzeltilen madde kapsamında, siyasi partiler "devlet desteğinden kısmen veya tamamen" yoksun bırakılabilmektedir. Ayrıca, Kanunun 11 nci Maddesi Kanun ihlalleri için verilecek asgari hapis cezalarını üç yıldan beş yıla çıkarmak amacıyla değiştirilmiştir.

********

Eksiklik ve Beklenti Olarak Belirtilen Hususlar

Bazı siyasi partiler kapatılmaları ile ilgili yasal eylemlere maruz kalmışlardır. Mart 2003'te Anayasa Mahkemesi oybirliğiyle HADEP'in daimi olarak kapatılmasına karar vermiştir. HADEP Ceza Kanunun 169 ncu Maddesi uyarınca kapatılmış ve partinin 46 üyesi beş yıl borunca siyasi faaliyette bulunmaktan men edilmiştir. Anayasa Mahkemesinde açılan diğer davalar, DEHAP, HAK-PAR ve Türkiye Sosyalist İşçi Partisinin kapatılması ile ilgilidir. Eylül ayında Yargıtay DEHAP'ın Kasım 2002 seçimlerine katılabilmek için sahte belge düzenlediği hükmüne varmıştır.

ULUSLARARASI BELGELER

BM Siyasi ve Medeni Haklar Uluslararası Sözleşmesi ile Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Ek 6. Protokol kabul edilmiştir.

Türkiye'nin Güneydoğusunda ABD askerlerinin ve Irak'ta Türk askerlerinin konuşlandırılmasına yönelik tezkere 1 Mart 2003 tarihinde TBMM tarafından reddedilmiş ancak 7 Ekim 2003 tarihinde de kabul etmiştir.

İNSAN HAKLARININ KORUNMASINDA YARGININ ROLÜ

Türkiye'de yargı etrafındaki tartışmalar 2003'de daha da derinleşmiştir. Yargının bağımsızlığına ilişkin tartışmalar, daha çok Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu(HSYK)'nda Adalet Bakanı ile müsteşarının üyeliği etrafında yapılmaktadır. Oysa yargının bağımsızlığını ve yansızlığını bundan daha çok, temel devlet politikalarının hak ve özgürlüklerden daha öncelikli olarak gözetilmesi gölgelemektedir. Özellikle bir tarafı "devlet" ya da "devlet memurları" olan davalarda, yargı görevlilerinden tarafsızlık değil "devlet memuru" gibi 'hizmet etmeleri' istenmektedir. Resmi ideolojiye ya da temel devlet politikalarına/önceliklerine aykırı soruşturmalar açan savcıların veya kararlar veren hakimlerin başlarına gelenler ve HSYK kararlarının yargıya götürülemeyişi, yargı bağımsızlığını gölgeleyen, yargıç güvencesini ortadan kaldıran oldukça önemli ama pek dillendirilmeyen faktörlerdir. Genel ya da özel brifinglerle, "üst düzey devlet yetkilileri"nin açıklamalarıyla ve bu doğrultudaki sistematik medya yayınlarıyla yargı baskı altında tutulmak istenmektedir.

Yargının verimliliğini artırıcı birtakım yapısal değişiklikler gerçekleştirilmesine rağmen yargıyı

kuşatan sorunlar sarmalı, hala sorunlar üretmektedir. Yargının ağır iş yüküne rağmen hakim ve savcı sayısındaki artış 142'de kalmıştır. 2003'de hakim ve savcılar, AB uyum paketleri ve uygulanması, insan hakları ve adli tıp konularında eğitim görmüştür.

Buna karşın, aile mahkemelerinin kuruluşuna ilişkin yasanın çıkarılması, AİHM kararlarının yargılamanın yenilenmesini sağlayacak olması, adli sicil sisteminin BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşme ile uyumlu hale getirilmesi, Çocuk Mahkemelerinde yargılanma yaşının 15'ten 18'e çıkarılması, adli kararların tebligatına ilişkin sistemin iyileştirilmesi, Adli Tıp Kurumu Kanununun, adli süreci hızlandırmaya yönelik olarak değiştirilmesi, askeri yargının siviller üzerindeki yetkisinin sınırlandırılması ve Askeri Ceza Kanununda ifade özgürlüğünü geliştirmeye yönelik düzenlemeler yapılması, kuşkusuz önemli olumlu düzenlemelerdir.

Her ne kadar AB 2003 İlerleme Raporu'nda mahkemelerin, reformları uygulamaya başladığından, TCK 159. ve 312. maddelerine dayanılarak açılan davaların genel olarak beraat ile sonuçlandığından söz ediliyorsa da tersi pek çok de görülmektedir. Emine Şenlikoğlu, Mehmet Kutlular, İHD Afişleri gibi.

Savcıların kolluk güçleri tarafından gözaltına alınanlar hakkında yeterince bilgilendirilmemesi ve yasal görevleri olmasına rağmen yoğun iş yükü gerekçesiyle hazırlık soruşturmalarını yeterince denetlememeleri, gözaltı sürecinde çeşitli ihlallerin sürmesinin önemli nedenlerinden birisidir.

AİHM

Şubat 2003'te AİHM, Temmuz 2001 tarihinde 1998 yılında Refah partisinin kapatılmasının AİHM kararlarını ihlal etmediği yönündeki kararını teyid etmiştir.

İNSAN HAKLARI ALANINDA YAPILANMALAR

Son yıllarda izlenen insan hakları ihlallerine karşı verilmesi gereken mücadeleyi "devletleştirme" politikası 2003 yılında da sürdürülmüş ve yürütme bünyesindeki insan haklarına ilişkin yapılanma güçlendirilmeye çalışılmıştır. Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu, ilk kez 2003'te toplanmış ve yıl boyunca çalışmalarına devam etmiştir. İnsan Hakları İl ve İlçe Kurullarından beklenen sonuçların alınamaması üzerine yönetmelik değişikliğine gidilerek kurullarda yer alan kamu görevlileri azaltılmış ve sivil toplum örgütlerinin sayısı artırılmıştır. Bunlara ek olarak Reform İzleme Grubu oluşturulmuştur.

Nisan 2003 tarihinde Jandarma Genel Komutanlığı Bünyesinde bir İnsan Hakları İhlallerini İnceleme ve Değerlendirme Merkezi (JİHİDEM) kurulmuştur.

AYRIMCILIKLA MÜCADELE

Türkiye'de her türlü ayrımcılığın önlenmesini amaçlayan düzenleme ve uygulamalara 2003 yılında da geçilememiştir. BM İkiz Sözleşmeleri, eğitim ve azınlık haklarına konan çekincelerle kabul edilmiştir. Türkiye, BM Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşmeye EK İhtiyari Protokol, Avrupa Ulusal Azınlıkların Korunması Çerçeve Sözleşmesi ve Revize Avrupa Sosyal Şartı ve Uluslararası Ceza Divanı Şartı gibi uluslararası belgeleri imzalamamış; Ayrımcılığın Yasaklanmasına Dair Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin Ek 12 No'lu Protokolü de onaylanmamıştır.

CEZAEVLERİ

Cezaevlerinde yaşanan sorunların çözümüne ilişkin dikkate değer hiçbir gelişme olmamıştır. Tam aksine cezaevlerinde güvenliği artırmak ve açlık grevlerini önlemek amacıyla yeni suç tanımlamaları yapılmış ve cezaevlerindeki kimi uygulamaları önlemek amacıyla tutuklu ve hükümlülerin yaptıkları açlık grevi ve benzeri eylemlerin gerektiğinde zorla müdahale ile önlenmesini sağlayacak düzenlemeler yapılmıştır.

Getirdiği tecrit şartları dolayısıyla ciddi tartışmalara neden olan F tipi cezaevlerinin yenilerinin inşasına devam edilmiştir.

Avukat ve ziyaretçilerin mahkumlarla görüşmede karşılaştıkları sorunlar devam etmektedir. Tutuklu ve hükümlülerin sağlık sorunlarına ve yeterli tıbbi tedavi alamadıklarına dair pek çok rapor yayınlanmıştır.

Aydın Cezaevi

Çok sayıda ölüme yol açmış olan Diyarbakır, Ankara Ulucanlar Cezaevleri ve "Hayata Dönüş Operasyonu"nda görev alan görevlilerin yargılandıkları davalar, 2003'te de sonuçlanmamıştır.

Koğuş sisteminin doğurduğu sakıncaların giderilmesi amacıyla öngörülen ve dayatılan hücre sisteminin cezaevlerindeki sorunları çözümlemekten ne kadar uzak olduğu bugün daha iyi anlaşılmasına rağmen, cezaevlerindeki insanların sorunlarının görmezden gelinmesi politikası devam ettirilmiştir. Bu sorunları gündeme getiren kişi ve kuruluşlar, klasik suçlamalara 2003 yılında da uğramaktan kurtulamamışlardır.

İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ

İfade özgürlüğü konusundaki mevcut birtakım kısıtlamaların kaldırılması amacıyla birtakım düzenlemeler yapılmıştır. Bu bağlamda 6. Uyum Paketiyle Terörle Mücadele Kanunu'nun 8. Maddesi yürürlükten kaldırılmıştır. 7. Uyum Paketi ile Türk Ceza Kanununun 159. maddesinin alt sınırı 1 yıldan 6 aya indirilmiş; 169. maddesinin de kapsamı daraltılmıştır.

Yine 6. Uyum Paketiyle Sinema, Video ve Müzik Eserleri Kanununda birtakım değişiklikler yapılmıştır. Bu alanlardaki durdurma ya da yasaklama faaliyetlerinin kapsamı, Cumhuriyetin temel niteliklerini ve devletin bölünmez bütünlüğünü bozucu olarak kabul edilen suçları kapsayacak şekilde daraltılmıştır. Ancak Cumhuriyetin temel niteliklerini ve devletin bölünmez bütünlüğünü bozucu olarak kabul edilen ifadeler, düşünce açıklamanın sınırlanabileceği kriterler arasına katılmıştır.

Yargıda, ifade özgürlüğünü kısıtlama amacıyla TCK 159, 169 ve 312 maddeler ile TMK 7. madde hala etkili bir biçimde kullanılmaktadır. Birtakım devlet kurumlarını ya da izlenen resmi politikaları eleştiren veya özellikle "iç düşman" kategorisine dahil edilmiş politik grupların açıklamalarını yayınlayan gazeteciler, yazarlar ve yayıncıların ağır cezalara çarptırılması sürmektedir.

BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ

Gazete sahiplerini, yayıncıları ve yazarları, kaynaklarını açıklamaya zorlanmaktan koruyan kimi yasal değişiklikler yapılmış olmasına rağmen iletişim özgürlüğü hala güvence altına alınabilmiş değildir. İnternet yayıncılığı üzerinde de katı bir sansür uygulanmaktadır. Yayıncılar ve matbaacılara yönelik ağır para cezaları, yayınevlerinin faaliyetlerinin geçici olarak durdurulması; yayınlara ve matbaa ekipmanlarına el konulması gibi uygulamalar devam etmektedir.

Gerekli anayasal ve yasal düzenlemeler yapılmış olmasına rağmen, gerekli yönetmeliklerin çıkarılmaması ve bürokratik direnç yüzünden Kürtçe başta olmak üzere yerel dil ve lehçelerde radyo ve televizyon yayınına başlanamamıştır.

RTÜK, "iç düşman" kategorisinde gördüğü radyo ve TV kanalları başta olmak üzere özel radyo ve televizyonlara ağır cezalar uygulamayı sürdürmüştür. Haziran ayında Hak ve Özgürlükler Partisi (HAK-PAR) Başkanının Van'a yaptığı ziyaret sırasında yaptığı konuşmayı yayınlamaktan dolayı Van'daki Çınar TV 1 ay süreyle kapatılırken, TRT aynı konuşmayı herhangi bir sorun yaşamadan yayınlaması ilginç bir örnek oluşturmaktadır.

ÖRGÜTLENME ÖZGÜRLÜĞÜ

4. ve 7. Uyum Paketleri kapsamında yapılan değişikliklerle dernek kurma özgürlüğü üzerindeki sınırlamalar azaltılmış, derneklerin gayri resmi yazışmalarında herhangi bir dili kullanmaları mümkün hale gelmiş, tüzel kişilerin dernek üyesi olmalarına izin verilmiştir. Derneklerin yapacağı açıklamalar ve dağıtacağı bildiriler üzerindeki kısıtlamalar hafifletilmiştir.

Belirli suçlardan hüküm giymiş kişiler ile bir mahkeme kararıyla kapatılan dernek ya da siyasi partilerin eski üyeleri tarafından dernek kurulmasına ilişkin sınırlamalar azaltılmış, üniversite öğrencilerinin kurabilecekleri dernek alanları genişletilmiştir. Dernek ve vakıfların uluslar arası faaliyetleri kolaylaştırılmıştır.

Derneklerin denetimi, Emniyet Genel Müdürlüğünden alınmış ve bu amaçla İçişleri Bakanlığı bünyesinde Dernekler Dairesi kurulmuştur.

Ne var ki herhangi bir azınlık grubuna dayalı derneklerin kurulması hala mümkün değildir ve yapılan değişiklikler, derneklerin karşılaştığı temel sorunları çözmekten henüz uzaktır. Derneklerin kapatılması ya da faaliyetlerinin durdurulması tehlikesine karşı gerekli ve yeterli güvencelerden hala yoksundurlar.

İnsan hakları savunucuları ve örgütleri aleyhine birçok dava açılmıştır. Davaların büyük çoğunluğu beraat, para cezasına çevrilme veya ertelenme kararı ile sonuçlanmış olsa da, insan hakları savunucularına göre yetkililer tarafından açılan davaların sayısı taciz boyutlarına varmaktadır. Halihazırda, insan hakları savunucuları aleyhine açılmış 500 davanın mahkemede beklediği tahmin edilmektedir.

MAZLUMDER Malatya Şube Başkanı Özkan Hoşhanlı, 2000 yılında Malatya'da yaşanan başörtüsü yasağını protesto gösterileri dolayısıyla 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'na aykırı davrandığı gerekçesiyle 15 ay hapis cezasına çarptırılmış ve halen cezaevinde bulunmaktadır.

TİHV yönetimi hakkındaki dava

İHD davaları ve afişleri

MAZLUMDER davaları

******************************************

- Üçüncü Uyum Paketi ile Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun uygulanmasına ilişkin Ekim 2002 tarihli Yönetmelik ile gösteri yapma izni talep etmek için gerekli asgari süre 72 saatten 48 saate indirilmiştir. Gösteri düzenleme yaş sınırı 21'den 18'e düşürülmüştür.

- Yedinci Reform Paketi, valilerin toplantıları erteleme yetkisine sınırlama getirmektedir. Toplantılar sadece " açık ve mutlak bir suç işleme tehdidi" nin varolduğu hallerde yasaklanabilmektedir. Resmi rakamlara göre, 2001'de 141 gösteri yasaklanmış ya da ertelenmiş iken 2002' için bu rakam 95'tir.

- Yerel makamların göstericilere karşı aşırı güç kullandığı olaylar mevcuttur (örnek Bingöl depremi)

Din Özgürlüğü (s. 32-34)

Olumlu Olarak Nitelendirilen Gelişmeler

- Mülkiyet haklarına ve ibadet yerlerinin inşasına yönelik tedbirler alınmıştır.

- Olumlu bir gelişme din eğitimi kitaplarında hristiyan mezheplerinin tanımlarının revize edilmesi çalışmasının tamamlanmasıdır.

- Temmuz 2003'te Ankara'da Türk makamları ve Avrupa Komisyonu tarafından ortaklaşa olarak organize edilen din özgürlüğü hakkında bir uzmanlar toplantısı gerçekleştirilmiştir. Toplantının sonunda taraflar bugüne kadar yapılan yasal reformların yetersiz olduğu ve bu alandaki mevzuatın ayrım yapmama, eşitlik ve işbirliğine ilişkin genel kabul görmüş kurallara dayalı olarak gözden geçirilmesi gerektiği sonucuna varmışlardır.

- Sünni olmayan Müslüman cemaati bakımından, Alevilerle ilgili bir değişiklik olmuştur. Daha önce kapatılan Alevi ve Bektaşi Derneklerine Nisan 2003'te faaliyetlerini devam ettirmeye imkan tanıyan tüzel kişilik statüsü verilmiştir.

Eksiklik ve Beklenti Olarak Belirtilen Hususlar

- Alınan tedbirlerin etkisi sınırlı olmuştur. Gayri-Müslim dini azınlıklar tüzel kişilik, mülkiyet hakları, iç yönetimleri konusunda ciddi engellerle karşılaşmaya devam etmekte, rahiplerin eğitimi konusundaki yasak sürmektedir.

- Ocak 2003'te yayınlanan Yönetmelik, sadece gayri-Müslim vakıfları zikretmektedir. Bununla, Katolik ve Protestan toplulukları dahil olmak üzere, vakıf kurma gücüne sahip olmayan tün dini topluluklar dışlanmaktadır. Ayrıca, Yönetmeliğe ekli 160 azınlık vakfına dahil olmayan vakıflar mülklerini tescil ettirememektedirler.

- Gayrimüslim cemaatlerin başlıca endişesi devlet tarafından el konulan mallar sorunudur. Sözkonusu cemaatlerin tüzel kişiliklerinin olmaması nedeniyle mülklerine daimi olarak el konulma riskiyle karşı karşıya olup, mülklerini hukuki yollardan geri alınmasında da birçok engellerle karşılaşmaktadırlar. Rum Ortodoks Cemaati el konulan mallarının bir kısmını geri alabilmek için AİHM'ne başvurmuştur.

- Cemaat vakıflarının başvuruları ve Asompsiyon Rahipleri Topluluğunun mülk sorunu mevcuttur.

- Dini Vakıflar, Vakıflar Genel Müdürlüğünün özerkliklerini önemli ölçüde kısıtlayan müdahalelerine konu olmaya devam etmektedirler. Bu müdahaleler, mütevelli heyetlerinin azledilmesi olasılığını, mal varlıkları ve hesaplarının idaresine müdahaleyi içermektedir.

- Resmi kaynaklara göre, 2001-2003 yılları arasında 406 vakıf feshedilmiştir. Vakıf kurulları, yapılmadığı takdirde varoluşlarına tehdit oluşturacak seçim sorunuyla karşılaşmaktadırlar. Kurulların, vakfın bulunduğu bölgede cemaat kalmamışsa, seçimlerini yapması her zaman mümkün olmamaktadır. Seçimlerin zamanında yapılmaması durumunda, sonuç vakıf mallarına el konulması olabilmektedir. Bu sorunu çözmek amacıyla seçim alanlarının genişletilmesi örnekleri olmakla birlikte, vakıfların büyük bir bölümü bu değişikliklerden faydalanamamışlardır.

- İbadet yerlerinin inşaatına ilişkin olarak, İmar Kanunu Altıncı Uyum paketi kapsamında değiştirilmiş, Eylül 2003'te yayınlanan bir genelge ile "cami" kelimesi "ibadet yerleri" ibaresiyle değiştirilerek kilise ve sinagoglar da kapsama alınmıştır. Özellikle Protestan cemaati ibadet yeri bulma konusunda güçlüklerle karşılaşmaktadır. Diyarbakır'daki Protestan kilisesi Nisan 2003'ten beri ibadete açık olmasına rağmen halen tüzel kişiliğe sahip değildir.

- Dini azınlıkların ihtiyaç için din adamı eğitimine getirilen yasak devam etmektedir. Heybeliada ruhban okulu kapalı durumdadır. Dini cemaatler, sınırlı maddi imkanlar nedeniyle din adamlarının yurtdışında eğitimleri için kaynak ayıramamakta, vatandaşlık şartı nedeniyle Türk olmayan din adamlarının, örneğin Süryani ve Keldani kiliselerinde çalışmaları veya "ekümenik patrik" olmaları engellenmektedir. Ayrıca, Türk olmayan ruhban sınıfına vize ve ikamet izni verilmesi sorunu sürmektedir. Bu, özellikle Katolik Kilisesi cemaatinin sorunudur.

- Patrik Bartholomeos'un Ekümenik patrik ünvanı Türkiye'de tanınmamaktadır.

- Onaylanmayan din kitaplarının yayını ve ithalatı yasaktır. Gümrük görevlilerinin kitaplara el koyabilmektedirler.

- Dini azınlık okulları müdür yardımcıları, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından atanmakta ve müdürden daha fazla yetkiye sahip olmaktadır. Din adamları ilahiyat mezunlarının okullarda öğretmenlik yapmalarının yasaklanması azınlık dinlerinin öğretilmesi bakımından zorluk yaratmaktadır.

- Dernekler ve vakıflarla ilgili kanunların, AİHM içtihatları dikkate alınarak AB standartlarına göre yenilenmesi gereklidir.

- Sünni olmayan cemaat, Diyanet Din İşleri Başkanlığında temsil edilememekte ve okullarda Alevi kimliğini tanımayan zorunlu din eğitimi devam etmektedir.

- Edirne'de Bahai cemaati tarafından ibadet yeri olarak kullanılan mülkün istimlakına ilişkin sorun sürmektedir.

Sosyal, Kültürel ve Ekonomik Haklar(s.34-36)

Kadın-Erkek Eşitliği

Olumlu Olarak Nitelendirilen Gelişmeler

- Kadın erkek eşitliği alanında, altıncı uyum paketi kapsamında Ceza Kanununda namus cinayetlerinin işlenmesine yönelik sorunların giderilmesi için düzenlemeler yapılmıştır. Türk Ceza Kanununun 462. maddesi kapsamında, namus cinayetlerinin daha az cezalara tabi olması yürürlükten kaldırılmıştır. Türk Ceza Kanununun 453. maddesi kapsamında ise, namus cinayetlerinde eğer suçlanan küçükse cezanın daha da arttırılabilmesi konusu değiştirilerek yeniden düzenlenmiştir.

- Mayıs 2003'de kabul edilen yeni İş Kanunu, çalışanlar arasında cinsiyet, ırk, etnik köken, din ve ideoloji ayrımını kaldırmaktadır.

- Mart 2003'de devlette ilk kez kadın konularıyla ilgilenecek bir bakanlık kurulmuştur.

Eksiklik ve Beklenti Olarak Belirtilen Hususlar

- "Namus cinayetleri" için ceza indirimi öngören Türk Ceza Kanunu Madde 462'nin yürürlükten kaldırılmış olmasına rağmen, "ağır tahrik" altında işlenen suçlara ilişkin TCK Madde 451, "namus" cinayetlerine uygulanmaya devam etmektedir.

- TBMM'de kadınlar için pantolon yasağı devam etmektedir.

Türkiye'de halen kadınlara karşı uygulanan şiddet yaygın bir biçimde devam etmektedir. Çeşitli raporlara göre, kadın nüfusun yarıdan fazlası aile içi şiddete maruz kalmaktadır.

- Yeni İş Mevzuatı tam olarak çalışanlar arasında ayrımcılığın kaldırılmasını garanti etmemektedir ve kadın erkek eşitliği alanında AB mevzuatına ve Avrupa Sosyal Şartı Madde 1(2) ve 20'ye uyumda daha fazla çaba gösterilmesi gerekmektedir. Türkiye henüz doğum konusunda çalışan kadınların haklarını düzenleyen Avrupa Sosyal Şartı'nın 8. maddesini kabul etmemiştir.

- Evlilik sırasında edinilen malların eşit paylaşımına ilişkin Yeni Medeni Kanunda alınan önlemlerin uygulanması sınırlı kalmıştır.

- Devlette ve seçilmiş organlarda kadınların temsil oranı düşüktür.

Özürlü Hakları

Olumlu Olarak Nitelendirilen Gelişmeler

- Yeni İş Kanuna göre bir iş yerinde 50 kişiden fazla çalışan varsa, yıllık belirlenecek orana göre belli sayıda özürlü çalıştırılacaktır.

Eksiklik ve Beklenti Olarak Belirtilen Hususlar

- Türkiye özürlülerin haklarına ilişkin Avrupa Sosyal Şartı'nın 15. maddesini henüz kabul etmemiştir.

Çocuk Hakları

Olumlu Olarak Nitelendirilen Gelişmeler

- Türkiye Haziran 2002'de Çocuk Haklarına ilişkin Avrupa Sözleşmesine taraf olarak çocukların korunması konusunda kararlılığını ortaya koymuştur.

Eksiklik ve Beklenti Olarak Belirtilen Hususlar

- 15 yaşın altında çok sayıda çocuk çalıştırılmaya devam etmektedir. Ayrıca bu çocuklar eğitimden de uzak kalmaktadır.

- Türkiye Avrupa Sosyal Şartı'nın "çocukların ve gençlerin korunması hakkı" ile "anne ve çocukların sosyal ve ekonomik açıdan korunması hakkı"na ilişkin 7. ve 17. maddelerini onaylamamıştır.

Sendikal Haklar

Eksiklik ve Beklenti Olarak Belirtilen Hususlar

- Avrupa Sosyal Şartı'nın "örgütlenme hakkı" ile grev hakkını da içeren "toplu pazarlık hakkı"na ilişkin 5. ve 16. maddeleri bağlamında hiçbir ilerleme kaydedilmemiştir.

- Türkiye 1996'da yenilenen Avrupa Sosyal Şartını henüz imzalamamıştır.

Kültürel Haklar

Olumlu Olarak Nitelendirilen Gelişmeler

- Kültürel haklar konusunda, altıncı uyum paketi birçok yenilikler getirmiştir. Türk vatandaşlarının kullandığı dil ve lehçelerde devlet kanallarının yanı sıra özel kanallarda da yayım yapılmasına olanak sağlanmıştır. Nüfus Kanununun 16ncı maddesinin dördüncü fıkrasının ikinci cümlesi değiştirilmiş ve doğan çocuğa ancak ahlâk kurallarına uygun düşmeyen veya kamuoyunu inciten adlar konulamaz denmiştir. Kanundan siyasi anlamlar taşıyan isimler ibaresi kaldırılmıştır.

- Dördüncü uyum paketi bağlamında, bazı ad ve işaretleri kullanma yasağına ilişkin 6. maddede, derneklerin yurtdışı temaslarında ve resmi olmayan yazışmalarında yabancı dilleri kullanabilmelerine imkân tanınmıştır.

- Üniversite düzeyinde seçmeli Kürtçe kurslar açılması konusunda idari yaptırımlar azalmış ve bu konuda rahatlama gözlenmiştir.

- Kürtçe müzik gruplarının katıldığı çeşitli kültürel festivaller gerçekleştirilmiş ve bir çok dini kaset ve kitap Kürtçe yayınlanmıştır.

- Yedinci uyum paketi, Türk vatandaşlarının günlük yaşamlarında geleneksel olarak kullandıkları farklı dil ve lehçelerin öğrenilmesinde kolaylık sağlamıştır. Türkiye'de eğitimi ve öğretimi yapılacak yabancı dillerin tespitinde Milli Güvenlik Kurulu'nun görüşünün alınmasına ilişkin hüküm madde metninden çıkarılmıştır.

Eksiklik ve Beklenti Olarak Belirtilen Hususlar

- Eylül 2003'de yayınlanan genelgede doğan çocuklara verilen isimlerin içerisinde q,w ve x harflerinin kullanılmasının yasaklanması ve bu harflerin çoğunlukla Kürtçe isimlerin içinde geçmesi dikkat çekmektedir.

- Film, sanat, festivaller, kültürel aktiviteler ve radyo yayınlarında Türkçe dışında diğer dil ve lehçelerin kullanımı hala yasal engellemelere ve adli takibata maruz kalmaktadır.

- Türk vatandaşlarının günlük yaşamlarında farklı dil ve lehçeleri öğrenmeleri konusunda hiçbir ilerleme kaydedilmemiştir. Türkiye BM Ekonomik,Sosyal ve Kültürel Haklar sözleşmesini onaylarken eğitim hakkına ilişkin 13. maddenin 3. ve 4. paragraflarına çekince koymuştur. Sonuç olarak, ailelerin çocuklarının gideceği okulu seçmelerine ve çocukları için istedikleri dini ve ahlaki eğitimi sağlamalarına sınırlama getirilmiştir.

Azınlık Hakları ve Azınlıkların Korunması (s. 36-38)

Olumlu Olarak Nitelendirilen Gelişmeler

- Ocak 2003'de Ulusal Azınlıklar konusunda çalışan AGİT Yüksek Komiserine, Azınlıklar konusunda diyalog başlatması amacıyla İlk kez Türkiye'yi ziyaret etmesi için izin verilmiştir. Ancak bu toplantıdan sonra başka bir toplantı gerçekleşmemiştir.

- 30 Kasım 2002'de Diyarbakır ve Şırnak'ta 15 yıldır uygulanmakta olan OHAL kaldırılmıştır. OHAL kaldırılınca bunun için ayrılan bütçe ve personel valiliklere devredilmiştir. Şubat 2003'de yayınlanan kararnameyle, bu bölgeye birkaç vali daha atanmıştır.

- Nisan ayında, Anayasa Mahkemesi 285 No.lu OHAL kanununu kaldırmıştır.

- Olağanüstü hal bölgesinde sosyal barışı sağlamak amacıyla, TBMM tarafından 6 Ağustos 2003'de "Topluma Kazandırma Kanunu" kabul etmiştir. Resmi kayıtlara göre, Eylül 2003'den bu yana 2067 başvurudan 524 mahkum serbest bırakılmıştır. Yaklaşık 200 militan teslim olmuştur.

- Diyarbakır, Hakkari ve Tunceli festivalleri daha çok katılımla gerçekleşmiştir.

- 25 Aralık 2002'de alınan kararla, TBMM İnsan Hakları Araştırma Komisyonu Güneydoğuda OHAL'in kalktığı altı şehirde insan hakları konusunda incelemelerde bulunmuş ve 17-20 Ocak 2003'de yaptığı bu ziyaretler sonucunda tavsiyelerde bulunmuş ve raporlar hazırlamıştır.

- Bu bölgede OHAL'in kaldırılması nispi bir iyileşme sağlamıştır. Türk Hükümeti yerlerinden edilmiş kişiler konusundaki BMGS Özel Temsilcisi Deng'in raporunda yeralan tavsiyeleri dikkate alacağını belirtmiştir.

Eksiklik ve Beklenti Olarak Belirtilen Hususlar

- Türkiye BM Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesini onaylarken 27. maddeye çekince koymuştur. Bunun sonucu olarak, etnik,dinsel ve dilsel azınlıkların kendi dillerini kullanmaları, dini vecibelerini yerine getirmeleri ve kültürlerini yaşatmaları sınırlanmaktadır.

- Seçim sistemi azınlıkların Parlamento'da temsilini zorlaştırmaktadır.

- Azınlıklar yetkililer tarafından ayrımcı uygulamalara maruz kalmaktadır. Devlet okullarında okutulan tarih kitaplarında azınlıklara karşı düşmanlık uyandıran ifadeler yer almaktadır. Milli Eğitim Bakanlığının Nisan 2003'de yayımladığı bir genelgeyle, Ermeni, Pontuslu Rum ve Süryanilerle ilgili ihtilaflı konularda konferans ve kompozisyon yarışmaları düzenlemesini istemiştir.

- Lozan Antlaşmasında azınlık olarak kabul edilmeyen dini azınlıkların kendi okullarını kurmalarına izin verilmemektedir. Bu özellikle Süryani toplumunun sorunudur.

- Farklı dini azınlıklardan gelen ebeveynler, çocuklarını dini azınlık okullarına kaydettirmede engellerle karşılaşmaktadır. Çocuklar bu okullara ancak babaları o dini azınlığa mensupsa kaydolabilmektedirler.

- Çingeneler Türkiye'de göçmen olarak kabul edilmeyen 5 topluluk arasında yer almaktadır.

- Yerlerinden edilmiş kişilerin sosyal ve ekonomik sorunları önem arzetmektedir. Bu kişilerin çoğunluğu şehirlerin ve büyük köylerin kenar semtlerinde oldukça kötü şartlarda yaşamaktadır.

- Köye Dönüş ve Rehabilitasyon Projesi ağır aksak devam etmektedir. Bazı bölgelerdeki gelişme diğerine oranla daha hızlı olmaktadır. Projenin şeffaflıktan uzak olması ve projenin amacını ve bütçesini açıkça ortaya koyan bir stratejinin bulunmaması sorun yaratmaktadır. Köye dönüş yapmak isteyenler için mali destek de yetersizdir.

- Bu bölgede birçok mayın bulunmaktadır.

- Köy korucuları sorun olmaya devam etmektedir.

KOB: Genel Değerlendirme

Türkiye, gözden geçirilmiş Katılım Ortaklığı belgesinde belirtilen öncelikleri yerine getirmeye başlamıştır. Genel olarak bir ilerleme mevcuttur ancak 2003-2004 dönemi için öngörülen ödevlerin yapılması için kaydadeğer bir çaba (substantial efforts) sarfedilmesi hala gerekmektedir.

Geliştirilmiş siyasi diyalog ve siyasi kriterler alanında önceliklerin karşılanması yönünde önemli ilerleme (significant progress) kaydedilmiştir. Özellikle, Türk mevzuatını AB standartlarıyla uyumlaştırmaya yönelik olarak gözardı edilemeyecek bir yasama faaliyeti gerçekleştirilmiştir. Ancak bazı alanlarda ilave yasal düzenlemeler gerekmektedir. Özetle, reformların uygulanması istikrarsız (uneven) olup, somut örneklerin görülmesine ihtiyaç duyulmaktadır.

İşkenceyle mücadele, yasal düzenlemelerle desteklenmektedir. Hükümet işkenceye karşı sıfır tolerans politikası benimsemiştir. Tutuklanan kişilerin avukata erişimleri ve işkence faillerinin cezalandırılması için yasal önlemler alınmıştır. Kanun uygulayıcılarının insan hakları konusunda eğitimleri sürmektedir.

İfade özgürlüğünün önünde varolan engellerin kaldırılması yönünde ilerleme kaydedilmiş, bu bağlamda Ceza Yasası ve Terörle Mücadele Yasasında değişiklikler yapılmıştır. Bu çerçevede mahkumiyetler beraatle sonuçlanmıştır. Şiddet içermeyen görüşlerinden dolayı hüküm giymiş kişiler serbest bırakılmıştır.

Yargının verimliliğinin (randıman) artırıcı önlemler alınmıştır. Adalet Akademisi kurulmuştur. DGM'lerin yetki alanı yeniden gözden geçirilmiştir. MGK Kanununda önemli değişiklikler yapılmıştır.

Türkçe dışındaki dil ve lehçelerde yayın konusunda ilave düzenlemeler yapılmıştır.

Olağanüstü halin kaldırılması olumlu psikolojik etki yaratmış ve güvenlik koşullarında iyileşme gözlenmiştir.

Eleştiriler

- BM İkiz Sözleşmeleri çekinceyle onaylanmıştır.

- Avukata erişim hakkına her zaman saygı gösterilmemektedir.

- Yeniden yargılamanın pratik bir sonucu tespit edilememiştir.

- Örgütlenme ve toplantı özgürlüğüyle ilgili bazı kısıtlamalar kaldırılmıştır.

- Din özgürlükleri alanındaki ilerleme çok sınırlı kalmıştır. Gayri-müslim cemaatler ciddi sınırlamalarla karşı karşıyadır.

- DGM'lerin yetkisi ve işleyişi Avrupa standartlarıyla uyumlu değildir.

- Kültürel haklardaki ilerleme (yayın ve öğretim) uygulamaya yansıtılmamıştır.

- Bölgesel farklılıkların giderilmesine yönelik bir strateji yoktur.

- Yerlerinden edilmiş kişiler sorunu devam etmektedir.

-

- Türkiye,1981 yılında imzalamış olduğu Kişisel Verilerin Korunmasına ilişkin 1981 Avrupa Konseyi Sözleşmesinin onaylanması sürecini hızlandırmalıdır..

- Yukarıda kayıtlı yasal çerçevenin oluşturulmasıyla birlikte Türkiye, kişisel verilerin korunmasına ilişkin bağımsız bir üst denetim kurulu oluşturmalıdır.

B) Vize Politikası

Olumlu Olarak Nitelendirilen Gelişmeler

- Türkiye AB negatif vize listesine uyumuna devam etmiş ve Nisan 2003'de 13 ülke vatandaşlarına (Endonezya, Güney Afrika, Kenya, Maldivler, Seyşel Adaları, Grenada, Santa Lucia, Bahamalar, Barbados, Belize, Jamaika, Fiji Adaları ve Moritus) uyguladığı vize muafiyetini kaldırmıştır. Böylece, Türkiye ile AB'nin vize yükümlülüğüne ilişkin listeleri arasındaki fark 7 ülkeye inmiştir.

Eksiklik ve Beklenti Olarak Belirtilen Hususlar

- Sınırlarda vize verilmesi ve havaalanlarında transit vize verilmesi gibi bazı uygulamalar halen devam etmekte olup, AB müktesebatıyla uyumlu değildir.

- Sahte belgelerin tespiti konusunda yurtdışındaki konsolosluk hizmetleri geliştirilmelidir.

C) Dış Sınırlar

Olumlu Olarak Nitelendirilen Gelişmeler

- Türkiye yasadışı göç akımları bakımından önemli bir transit ve varış ülkesi olmaya devam etmekle birlikte, Türkiye üzerinden yasadışı göç eğilimi azalış göstermiştir.

- Türkiye'nin yasadışı göçe yönelik yoğun girişimleri ve çabaları sonucunda göç akımlarının uluslararası güzergahı 2002 ve 2003 yıllarında Türkiye'den sapma göstermiştir.

- Üçüncü ülkelerle geri kabul anlaşmaları imzalanması konusunda bazı ilerlemeler kaydedilmiştir.(Mayıs 2003'te Kırgızistan'la geri kabul anlaşması imzalanmış, Bulgaristan ile müzakereler ilerlemiş, Romanya ile anlaşma parafe edilmiş ve Özbekistan'la müzakereler başlatılmıştır.) Suriye ile Eylül 2001'de imzalanan anlaşma ise Türkiye tarafından Haziran 2003'de onaylanmıştır.

- Mülteci ve sığınmacılara doğrudan sosyal yardım sağlanmış, mülteci ve sığınmacıların çocuklarına yönelik eğitim faaliyetlerinde iyileşme kaydedilmiştir.

- Türkiye Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği ile işbirliği içerisinde kanun uygulayıcılar ve yargı mensuplarına yönelik iltica alanındaki yoğun eğitim faaliyetlerine devam etmiştir.

- Türkiye'nin göç ve iltica stratejilerini uygulamaya koyması ve İçişleri Bakanlığı bünyesinde göç ve iltica konularında ihtisaslaşmış sivil bir birimin kurularak personelinin eğitilmesi beklenmektedir.

- AB ile Türkiye arasındaki 2002 yılında başlatılan yasadışı göç ortak eylem programı konusunda hiçbir ilerleme kaydedilmemiştir.

- İdari kapasiteye ilişkin olarak, Türkiye yetkili kurumlar arasında ve üye devletler ile üçüncü ülkelerle artan işbirliği sayesinde yasadışı göçle mücadelede etkinliğini önemli ölçüde artırmıştır. Türkiye bu etkili yaklaşımını sürdürmelidir.

- İnsan kaçakçılığının ortadan kaldırılması için gerekli asgari standartları yerine getirebilmek için Türkiye görev gücünün tavsiyelerini, özellikle de kurbanların korunmasına ilişkin olanları, hayata geçirmelidir.

- Türkiye, geri kabul ve sınır dışı etme konularındaki kapasitesini arttırmalıdır.

- Türkiye halen Yunanistan ile arasındaki geri kabul protokolü hükümlerini uygulamada güçlüklerle yaşamaktadır. Bu nedenle Türkiye'nin bu protokolün uygulanmasını önemli ölçüde iyileştirmesi gerekmektedir. Türk makamlarınca bildirilen geri kabule ilişkin talep sayısı ve kabul edilenlerin sayısı ile Yunanlı makamlarca bildirilenler arasında önemli farklılıklar bulunmaktadır.

- AB, Türkiye ile Avrupa Birliği arasında geri kabul anlaşması müzakerelerinin başlatılmasına ilişkin olarak Türk makamlarına teklifte bulunmuş ancak şimdiye kadar Türkiye tarafından bu teklife cevap verilmemiştir. Türkiye'nin geri kabul antlaşmalarını sonuçlandırmaya yönelik çalışmalarına devam etmesi istenmektedir.

- İltica konusundaki yasal çerçevenin 1951 sözleşmesi ve AB müktesebatının tam olarak uygulanmasına imkan verecek şekilde gözden geçirilmesi gerekmektedir. Bu kapsamda, 1951 sözleşmesine koyulan coğrafi sınırlamanın kaldırılması özel bir önem taşımaktadır.

- İdari kapasiteye ilişkin olarak, mülteci statüsü belirleme kapasitesinin arttırılması ve bağımsız bir başvuru prosedürünün oluşturulması halen çözülmesi gereken konulardır.

- Ağustos 2002'de yapılan kanuni değişikliklerin uygulamaya konulması sonucunda, insan kaçakçılığıyla ilişkili yakalamalarda artış gözlenmiştir.

***********************

Ankara, 08 Şubat 2004

İNSAN HAKLARI AÇISINDAN 2003

Türkiye, insan haklarını ihlal etmeyi, bir yönetim pratiği olarak hala sürdürmektedir. Yıllardan beri iç kamuoyunun talepleri, insan haklarına ilişkin bu temel yaklaşımı ne yazık ki değiştirememiştir. Ancak aday ülke statüsünün tanınmasından sonra Türkiye, AB siyasi kriterlerine uyum adına birtakım anayasal ve yasal düzenlemelere gitmeye başlamıştır. Bu amaçla bugüne kadar 7 uyum paketi çıkarılmıştır. Bu paketlerin hazırlanması sürecinde meclis değişmiş, hükümetler değişmiş ama yasama ve yürütmenin temel politikalarında ciddi bir değişiklik görülmemiştir. Yasa tasarılarının hazırlanması süreçleri, 2003 yılında da toplumla, sivil toplum örgütleriyle, aydın ve akademik çevrelerle paylaşılmamıştır. Hazırlanan ulusal programlardan bile ulus, daha sonradan haberdar olabilmiştir. İzlenen bu yöntem, yasalaşan paketlerin hem insan hakları sorunlarını çözmekten uzak kalmasına hem de uygulamaya yansıtılamamasına yol açmıştır.

İnsan haklarının korunmasında hukukun ve yargının kuşkusuz özel bir önemi vardır. Ama anayasanın veya yasaların düzeltilmesinin, insan haklarının geliştirilmesine, korunmasına ve kullanılmasına tek başına yetmediğini, çıkarılan paketler dizisi de yeterince ortaya koymaktadır. İnsan hakları sorunlarını çözmeye elverişli olmayan, aksine sürekli sorun üreten cari siyasi ve hukuki sistem egemenliğini sürdürdükçe, 7 paketin yetmeyeceği, daha pek çok paketin hazırlanması gerektiği açıktır.

Gerek daha önceki meclis ve hükümetler döneminde çıkarılan, gerekse 2003 yılında çıkarılan uyum paketleri, son derece ciddi olumlu düzenlemeler içermektedir. Ve artık Türkiye, her geçen gün hak ve özgürlükleri biraz daha geliştirmek ve güvenceye almak zorundadır. Ama bu sürece açıktan olmasa da gizlice direnen uygulayıcıların varlığı da bilinmektedir.

Bu yüzdendir ki bunca düzenlemeye rağmen, kimi kamu yetkilileri, hala işkencecileri korumaya, himaye etmeye veya davalarının zaman aşımına uğramasına çalışmaktadırlar. Nitekim kameraların önünde insanları depolara indirip döven görevliler hakkında yargılanma izni verilmezken bu hukuk dışı keyfi tutuma karşı çıkan görevliler yargılanmak istenmektedir. Türkiye'de işkencenin sistematik olarak uygulandığını söyleyen insan hakları savunucuları hala yargılanmaktadırlar. Oysa bizzat Adalet Bakanı, Türkiye'de son üç yılda 4600 kişinin işkence gördüğü gerekçesiyle mahkemelere başvurduğunu açıklamaktadır ki bu rakam, insan hakları örgütlerinin tespit edebildiklerinden de fazladır. Ne var ki yıllar önce polislerin coplu tecavüzüne uğrayan ve iç hukuk yollarının tüketilmesi üzerine AİHM'e başvuran Kaze Özlü'yü, büyük bir cüretle evine kadar giderek davadan vazgeçmesi için defalarca tehdit edebilen kolluk görevlilerine bu fütursuzluğun hesabı hala sorulamamaktadır.

Çeşitli cezaevlerindeki tutuklular, mevzuatın kendilerine tanıdığı hakların kullandırılmamasından yakınmaktadırlar.

İnsanların çocuklarına vermek istedikleri isimler, hala birtakım memurların engeline takılmakta ve yargılanma konusu olmaya devam etmektedir.

Türkiye'de yaşayan gayrimüslim cemaat vakıflarının kullandığı taşınmazları tescil ettirme hakları süreye bağlı olmaktan hala kurtulamamıştır. Oysa genel olarak vakıflar böyle bir süre sınırlamasına tabi değilken Müslüman olmayan Cemaat Vakıflarının bugüne kadar kullandıkları taşınmazların tescili için süre baskısı altında tutulmaları, kategorik olarak karşı çıkılması gereken bir ihlaldir, ayrımcılıktır.

Öte yandan bu dönemde Türkiye, barış zamanında idam cezasını kaldıran Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. ek protokolünü 15 Ocak 2003 günü imzaladı. Türkiye böylece idam cezasını kaldıran son Avrupa Konseyi ülkesi oldu. Yine bu dönemde BM Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi ile Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi 4 Haziran 2003 günü TBMM'de onaylanarak yürürlüğe girdi. Ama buna karşın resmen göreve başlayan Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM)'nin tüzüğü hala onaylanmamıştır.

Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne yapılan 5 bin başvurudan 781'inin jandarma bölgesinde gerçekleşmesi üzerine Jandarma Genel Komutanlığı harekete geçerek insan hakları ihlallerinin önüne geçmek amacıyla bünyesinde İnsan Hakları İhlallerini İnceleme ve Değerlendirme Merkezi'ni (JİHİDEM) kurdu. Vatandaşların doğrudan şikayette bulunabileceği bu yapılanmanın sorunların çözümüne katkı sağlamasını dileriz. Ne var ki Konya'nın Ahırlı ilçesine bağlı Akkise beldesinde jandarma güçleri ile halk arasında meydana gelen olaylarla ilgili olarak yargılanan astsubay Ali Çalışkan'ın, Adli Tıp'ın ölüm ve yaralanmaların 'nasıl olduğunu' tespit edememesi üzerine tahliye edilmesi, yaralılardan Halil İbrahim Erkul ve Kemal Candan'ın yaralanma nedenlerinin tespit edilememesi, ölen Hasan Gültekin'in vücudundaki yaralarda yapılan incelemede barut atığına rastlanmaması ve Gültekin'in ne ile öldürüldüğünün de belirlenememesi gibi gelişmeler, bu tür yapılanmalardan yana fazla umutlanmamızı önlediğini de belirtmeliyim.

MGK bünyesinde bir 'Sivil Toplum Örgütlerini Geliştirme Kurulu' oluşturulduğunun öğrenilmesine rağmen bu dönemde de sivil toplum örgütleri üzerindeki baskılar sürdü. İHD Genel Merkezi ve Ankara Şubesi basıldı, bilgisayar ve dökümanlarına el konuldu, bazı yöneticileri, vefat etmelerine rağmen cezalandırılmaktan kurtulamadı. MAZLUMDER GYK üyesi ve Malatya Şube Başkanı Özkan Hoşhanlı'nın, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununa muhalefet etmekten aldığı hapis cezası kesinleşti. Hoşhanlı yakında cezasını çekmeye başlayacak.

Laisizmden bahsetmeden uygarlıktan bahsedilmeyeceğini söyleyen MGK Genel Sekreteri Orgeneral Tuncer Kılınç, Alevi örgütlenmesini ayrımcılık olarak nitelendirdiyse de TCK 312'ye aykırılıktan hakkında herhangi bir soruşturma açılmadı. Din özgürlüğü alanında yaşanan ihlallerde herhangi bir iyileşme görülmedi.

Yine bu dönemde ABD, özgürleştirmek ve demokrasi getirmek için Irak'ı işgal etti ve Amerikan yönetimi, Irak'ta yürüteceği katliam ve işgali objektif bir biçimde duyurmaya çalışacak olan bağımsız gazetecileri BBC'nin deneyimli savaş muhabiri Kate Adie üzerinden ölümle tehdit etti. İşgale doğrudan destek vermeyen Türkiye'nin işgalin sürmesine destek verip vermeyeceğini de önümüzdeki günlerde hep birlikte göreceğiz.

**********

İHD Ocak-Eylül

İstanbul'da 2003 Kasım ayında gerçekleştirilen dört ayrı bombalama olayları nedeniyle onlarca insan yaşamını yitirdi ve bine yakın insan da yaralandı. Bu vahşi saldırıları gerçekleştirenleri protesto ediyoruz.Bu tür saldırıları tüm insanlığa karşı yöneltilmiş saldırılar olarak değerlendiriyoruz.

İstanbul'daki saldırıların ardından, basın özgürlüğünü ciddi bir biçimde tehdit eden gelişmeler de yaşandı.İstanbul Emniyet müdürünün ve başbakanın konuya yaklaşımı kabul edilemez niteliktedir.Basın yalnızca resmi açıklamaları verebildiğinde, basının özgürlüğünden söz etmek olanaklı olmaz.Bu arada değinmek istediğimiz bir başka konu daha bulunmaktadır: İngiltere, Amerika ve bazı Avrupa ülkelerinin Türkiye'deki durumla ilgili olarak vatandaşlarını uyarmaları doğal olmakla birlikte, Türkiye cumhuriyeti hükümetinin, yurttaşlarını nasıl bir tehlikenin beklediği konusunda hiç bir açıklamada bulunmamış olmasını yadırgıyoruz.O nedenle hükümetin kamuoyunu aydınlatmasını istiyoruz.

Bu arada, Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi, Avrupa Parlamentosu gibi kuruluşların Türkiye'deki programlarını iptal etmesini, UEFA'nın spor karşılaşmalarını başka ülkelere kaydırmalarını yanlış ve kabul edilemez olarak değerlendiriyoruz. Eğer bu kurumların ellerinde bilgi varsa, Türkiyeli insanların da birer can taşıdıkları ve onların da başka insanlar gibi yaşam haklarının olduğunu düşünerek hareket etmeleri gerekir. Şiddet eylemleri ya da genel olarak terörizm tehdidi, geleceğe yönelik olarak da, gerçek bir tehdit ise, bu tehditle insan hakları ve özgürlükleri korunarak baş edilmesi gerekir. Devletlerin ve o devletleri yönetenlerin kendi halklarına ve dünya kamuoyuna yalan söyleyebildikleri, Irak'a yönelik açılan saldırı savaşında ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla yalnızca istihbarat bilgisi değil, gerçek durumun bilgisine ihtiyaç bulunmaktadır.Yine son günlerde tartışılan, İslami terör nitelemesi konusunda da görüşlerimizi açıklamak isteriz. İnsan Hakları ve özgürlüklerinin felsefi ya da kültürel temelleri, bir dine (örneğin Hristiyan dinine) mal edilemez. İnsanlığın ortak değerleridir bunlar. Buradan bakınca, bir dinin (İslam'ın) "şiddet kültürünü üreten ve terör kaynağı" bir din olarak nitelendirilmesi kabul edilemez. Dolayısıyla, "İslami terör" nitelemesi uygun bir niteleme değildir. Şiddet eylemlerine, kitlesel kıyımlara, çok çeşitli nedenlerle, etnik, dini ya da siyasi nedenlerle başvurulabilmektedir. Önemli olan şiddetin kendisidir; o şiddetin yeşerdiği, ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel ortamdır. Bu etkenler, yalnızca tek bir ülkenin iç sorunları açısından da değil, tüm dünya açısından irdelenmesi ve koşulların iyileşmesi için önlemlerin alınması gereken etkenlerdir.

Dün Nusaybin'de mayın patlaması sonucu 5 asker yaşamını yitirdi.Bu olayı iki yönlü olarak protesto ediyoruz.Birincisi, 8 kasım 2002 ve 8 kasım 2003 tarihlerinde iki basın açıklaması ile Türkiye'deki kara mayınları sorununa dikkat çekmiş ve mayınların temizlenmesini talep etmiştik. Peş peşe çocuklar kara mayınlarının ve serbest patlayıcıların patlaması nedeniyle yaşamlarını yitiriyorlardı.Bu defa da askerler yaşamlarını yitirdiler.Hükümetleri protesto ediyoruz, önlem almadıkları için.Marmara bölgesi büyüklüğünde bir alanı mayınla döşedikleri için.mayınları sökme işini başlatmadıkları için.Ayrıca hem hükümetlere hem de PKK/KADEK'e çağrıda bulunmuş ve mayınların yerlerini açıklamalarını istemiştik. Çağrılarımıza yanıt alamadık.Bunu da protesto ediyoruz. Ölenlerin yakınlarına başsağlığı diliyoruz.mayınlar ve serbest patlayıcılar oldukları yerde duruyorlar ve kim bilir gelecek günlerde kaç çocuk, kaç sivil ya da resmi görevli yaşamını yitirecek.

Değerli basın mensupları,

Temmuz ayından bu yana gelişen olayları, ana başlıkları ile, KADEK'in ateşkese ilişkin açıklamaları ve yol haritası olarak ifade ettiği durum ve artan eylemlilikler ile daha sonra kendisini feshettiğine ilişkin açıklama; 7 Ekim'de ikinci tezkerenin kabul edilişi; 6.ve 7. uyum paketleri ile AB'nin ilerleme raporunun yarattığı yankılar olarak sıralayabiliriz. Kısaca şunları söyleyebiliriz: KADEK'in ilkece silahsızlanmaya karşı olmadığını açıklaması olumludur. Şiddet araçlarına başvurmaksızın politik faaliyette bulunma iradesi gösterilmesi çok önemlidir. Bunun demokratikleşme ile bağının kurulmuş olması da önemli bir gelişmedir. Bu konuda İHD öteden beri, bütün toplum kesimlerine kendilerini yasal olarak ifade edecekleri ortamın yaratılmasını savunmaktadır. Bunun adı demokrasidir. Ülkemizin ve halkımızın bütün sorunlarının çözümünü demokrasi içinde mümkün görüyoruz. Şiddet kültürünü besleyen tüm koşulların aşılması insan hakları ve demokratik değerlerin yaşam bulması ile olanaklıdır. Kürt sorunu da demokrasi içinde çözülür. Silahsızlanma iradesinin gösterilmesi, Türkiye toplumuna büyük bir nefes aldıracak; demokratikleşme doğrultusunda daha ileri adımların atılmasına olanak ve fırsat sağlayacaktır. Ancak hala, silahın siyasetin araçlarından biri olması da kaygı veren ve düşündürücü bir durumdur.

2. yetki tezkeresi'nin kabul edilmesi büyük bir hata idi.Yetki tezkeresinin iade edilmemesi de hatada ısrar edildiğini göstermektedir. İHD Irak'ın işgaline karşıdır ve işgalcilerin derhal Irak'ı terk etmesini istemektedir.Türkiye'nin işgalcilerle ortaklığına da karşıyız.

6. ve 7. uyum paketlerinin Temmuz ayında kabul edilmesi çok önemli idi. Buna ilişkin değerlendirmemizi altı aylık raporumuzla birlikte açıklamıştık. Ancak aradan 4 ay geçmiş olmasına karşın, farklı dil ve lehçelerin radyo ve televizyonlarda kullanılamaması; kursların açılamaması kabul edilebilir uygulamalar değildir. Açıkça yasama organının iradesi çiğnenmekte ve yasayla tanınan haklar ve özgürlükler, yönetmelik taslakları ile sınırlandırılmaktadır. AB ilerleme raporu, bazı eksikliklerine rağmen oldukça objektif bir rapordur.Türkiye'de insan hakları ve özgürlükleri konusundaki olanı biteni yansıtmaktadır. Uygulama ile ilgili sorunların varlığını tespit eden bulguları ve değerlendirmeleri de yerindedir. Raporda değinilen konuların hemen tümü, Türkiye'deki insan hakları kuruluşlarının, yazılı ve görsel basının da dikkat çektiği konulardır.

Bu dönem içerisinde Türkiye'de cezaevleri sorununda başta tecrit sorunu olmak üzere olumlu hiçbir gelişmenin yaşanmadığını da vurgulamak isteriz.

Değerli basın mensupları,

İHD, Türkiye'nin demokrasiye doğru bir evrilme sürecini yaşadığını vurgulamaktadır.Bu sürecin hızı, niteliği ve kapsamı ise, bir insan hakları örgütü olarak bizi tatmin etmemektedir. Anayasa ve yasalarda yapılan değişikliklerin, uygulamaya yavaş geçirildiği; bazı hak kategorilerinde valilelere, kaymakamlara, emniyet müdürlerine göre değişen istikrarsız uygulamaların olduğu; bazı hak kategorilerinde ise biçimsel değişikliklerin yaşandığı gözlenmektedir.Sürece, hız,nitelik kazandırmak başka bir ifade ile derinlik kazandırmak ise, politik kararlılık iradesinin gösterilmesi yoluyla olur. Bilindiği gibi İHD, iki temel alanı, ifade özgürlüğü alanını ve yaşam hakkı bağlamında işkence yasağını her raporunda özel olarak analiz etmektedir.bu defa da aynı yöntemi izleyeceğiz:

İHD verilerine göre,

1999 yılının Ocak-Eylül döneminde 472 kişi,

2000 yılının aynı döneminde 508 kişi,

2001 yılının aynı döneminde 762 kişi,

2002 yılının aynı döneminde 456 kişi

2003 yılının aynı döneminde 770 kişi işkence ve onur kırıcı muameleye maruz kalmıştır.

İşkence konusunda pek çok yasada değişiklik yapılmış olmasına karşın, işkence önlenememektedir. Bulgularımıza göre, gözaltı sürelerinin 4 güne düşmesinden bu yana ve özellikle 2003 yılında işkence yöntemlerinden olan elektrik işkencesinde ve Filistin askısı diye tabir edilen işkence yöntemine başvurmakta büyük bir düşüş yaşanmıştır. Yani işkence yaygın ve sistematik olarak devam ediyor ve fakat yöntemlerde değişiklik yapıldı. Ayrıca gözaltı merkezleri dışındaki işkence olaylarında da büyük bir artış gözlenmektedir. medyaya da yansıdığı gibi, sivil ve resmi polisler, kent merkezlerinde sokaklarda kameraların saptadığı gibi işkence yapmakta; kişileri dükkan, ya da apartman bodrumlarına sokmakta ya da bir otomobile bindirim kent dışlarında boş arazilerde işkence yoluna başvurmaktadırlar. temmuz 2003 tarihinde İnsan Hakları Danışma kuruluna sunulan işkencenin önlenmesi için önerileri içeren rapor doğrultusunda, etkin önlemlerin alınmasını istiyoruz.

İfade özgürlüğü alanındaki gelişme de beş yıllık dönemde aşağıdaki seyri izlemiştir:

Açılan davalar açısından;

1999 yılının Ocak-Eylül döneminde 103 kişi için,

2000 yılının aynı döneminde 254 kişi için,

2001 yılının aynı döneminde 1921 kişi için,

2002 yılının aynı döneminde 2432 kişi için,

2003 yılının aynı döneminde 1292 kişi için davalar açılmıştır.

Durum geçen yıla göre yarı yarıya bir azalmaya işaret etmekle birlikte, düşüncenin suç olmaktan çıkarılması başarılamamıştır.

Yalnız bu alandaki sayısal açıdan beş yıllık sürece bakıldığında önemli bir tutum değişikliği de gözlenmektedir.Örneğin, kapatılan kitle örgütü, siyasi kuruluş, yayın organı ve kültür merkezleri sayısı, 1999 yılında, 9 aylık dönem için 127 iken bu sayı, 2003 yılında 25'e düşmüştür.baskına uğrayan kitle örgütü, siyasi kuruluş, yayın organı, kültür merkezi sayısı, 1999 yılında 250 iken, 2003 yılında bu sayı 48'e düşmüştür.Toplatılan ve yasaklanan yayın sayısı da, 1999 yılında 242 iken, bu sayı 2003 yılında 102'ye düşmüştür.

Sayın basın mensupları,

İHD Türkiye'nin demokratik bir ülke olmasını istemektedir. Bütün yurttaşlarımızın, insan hakları ve özgürlüklerinin güvence altına alınmasını istemektedir. Bu konuda atılmış ve atılacak bütün pozitif adımları ve gelişmeleri destekliyoruz. Siyasal iktidarların politik renklerine göre değil, eylem ve işlemlerine göre tutum alıyoruz.. İnsan haklarını ve özgürlüklerini korumak ve geliştirmek başlıca kaygımızdır. O çerçevede, olumlu ve olumsuz gelişmeleri raporlarımıza kaydediyoruz.

Türkiye toplumunun dinamizmine inanıyoruz. Ülkemiz insanının, etnik,dilsel, inançsal ve kültürel zenginliği, ülkemizin zenginliğidir. Bu zenginlik, insan hakları ve özgürlükleri, demokrasi temelinde hareke geçirilebilir ve geçirilmelidir. Bireyler,toplumsal sınıf ve tabakalar, bölgeler arasındaki eşitsizliklerin giderilmesini, sosyal adalet ilkesinin yaşam bulmasını istiyoruz. Bu da doğrudan doğruya demokrasi sorunudur.

İHD Genel Merkezi

*******************

2003 İNSAN HAKLARI RAPORU BASIN TOPLANTISI METNİ

MAZLUMDER

2003 İNSAN HAKLARI RAPORU

YAŞAMA HAKKI

Faili Meçhul Cinayetler/Şüpheli Ölümler : 256

Yerinde İnfaz : 22

Çatışmalarda Ölen ve Yaralananlar: 135 ölü, 99 yaralı

Sivillere Yönelik Eylemler : 146 olay, 91 ölü, 845 yaralı

KİŞİ ÖZGÜRLÜĞÜ

Kaçırma/Kayıp : 36

Cinsel Taciz/Tecavüz : 14

İşkence/İşkence İddiası ve Kötü Muamele : 245

Çeşitli Amaçlarla Yapılan Baskı ve Tehditler : 87

Gözaltılar : 9076

Tutuklamalar : 495

Yerleşim Merkezlerine Yönelik Baskılar : 153

Boşaltılan/Yakılan Köy : 12

Cezaevlerinde Yaşanan Olaylar : 122

Cezaevlerinde Ölüm : 21

DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜ

İstenen Ceza : 1634 yıl 9 ay hapis cezası

Verilen Ceza : 235 yıl, 4 ay hapis; 242.646.888.000 lira para cezası

BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ

Kapatılan/Toplatılan/Yasaklanan Yayın ve Etkinlik : 160 (1118 gün)

Gazetecilere ve Yayın Organlarına Yönelik Baskılar/Kısıtlamalar : 163

Gözaltına Alınan Gazeteciler : 52

DİN ÖZGÜRLÜĞÜ : 1185

Soruşturma Geçiren/Ceza Alan Memur : 41

Soruşturma Geçiren/Ceza Alan Öğrenci : 2

Basılan/Kapatılan Yurt/Kurs/Mescit : 44

Gözaltılar : 290

Gayrimüslimlere Yönelik Baskılar : 17

ÖĞRENİM ÖZGÜRLÜĞÜ : 2099

Soruşturma Geçiren/Ceza Alan Öğretim Elemanı : 12

Soruşturma Geçiren/Ceza Alan Öğrenci : 1408

Öğrenci Olayları : 32

Yaralılar : 76

Gözaltılar : 426

ÖRGÜTLENME ÖZGÜRLÜĞÜ

Kapatılan Sivil Toplum Örgütü : 11

Sivil Toplum Örgütlerine Yönelik Baskılar/Saldırılar : 602

SIĞINMA HAKKINA YÖNELİK İHLALLER : 5326

ÇALIŞMA YAŞAMINA YÖNELİK İHLALLER : 8982

Ölenler : 177

İşten Atılanlar : 7630

YAŞAMA HAKKI

Toplam 256 kişinin faili meçhul ve kuşkulu bir biçimde öldürüldüğü 2003 yılında 22 kişi de yerinde infazla yaşamını yitirmiştir. Bunların büyük çoğunluğu "dur" ihtarına uymadığı gerekçesiyle öldürülmüştür. Yani 22 insan sağ olarak yakalanması gerekirken ve "ölü ele geçirilmiştir". Bunlar arasında bazılarına tamamen öldürme kastıyla ateş edildiğine ilişkin oldukça güçlü kanıtlar bulunmaktadır.

Yaşanan çatışmalarda yılın ilk altı ayında toplam ..... kişi yaşamını yitirmiş ve ...... kişi de yaralanmışken yıl sonunda bu sayı, 135 ölü, 99 yaralıyı bulmuştur. Yine yıl boyunca sivillere yönelik eylemler olarak 146 olay meydana gelmiş ve bu olaylarda ve bulunan bombaların veya mayınların patlaması sonucunda 91 kişi yaşamını yitirmiş, 845 kişi de yaralanmıştır.

KİŞİ ÖZGÜRLÜĞÜ

Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına yönelik olarak 2003'te 36 kişi kaçırılmış ya da kaybolmuş; 14 kişi ise cinsel taciz ve tecavüze uğramıştır. Resmi gözaltı merkezlerinin dışında adam dövme olaylarının hayli arttığı 2003 yılında 245 kişi işkence gördüğünü ileri sürerken, 87 kişi de çoğu ajanlık teklifi olmak üzere çeşitli amaçlarla tehdit edildiklerini belirmiştir. Beş binden fazlası yasa dışı yollarla Türkiye'ye girmek veya Türkiye'den çıkmak isteyenler olmak üzere 9076 kişi gözaltına alınmış ve bunlardan 495'i tutuklanmıştır. Bu oransızlık, gözaltı işleminin hala keyfi kullanıldığını göstermektedir.

Yerleşim merkezlerine yönelik baskılar alanında 153 köy veya mezra, çeşitli baskılara maruz kalmış, 12 köy boşaltılmıştır.

2003 yılında da cezaevleri sorunu köklü bir çözüme kavuşturulamamıştır. 122 cezaevinde çeşitli ihlaller yaşanırken, 21 kişi de cezaevlerinde değişik şekillerde yaşamını yitirmiştir.

İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ

Yapabildiğimiz tespitlere göre 2003 yılı boyunca düşünce açıklamaya toplam 1634 yıl 9 ay hapis cezası istemiyle davalar açılmış ve 235 yıl, 4 ay hapis; 242.646.888.000 lira da para cezası verilmiştir.

Toplatılan süreli ve süresiz yayın ve yasaklanan etkinliklerin sayısı 160'ı bulurken, radyo ve televizyonlar 1118 gün yayın durdurma cezası ile karşılaşmışlardır. 163 gazeteci veya yayın organı çeşitli ihlallere uğramış, 52 gazeteci de gözaltına alınmıştır.

DİN ÖZGÜRLÜĞÜ

Din özgürlüğü alanında toplam 1185 ihlal belirlenmiştir. Özellikle son aylarda Kur'an Kurslarına yönelik jandarma baskınlarında ciddi artış gözlenmiş, 44 kurs, yurt ya da mescit basılıp kapatılırken 290 kişi de gözaltına alınmıştır. Yıl boyunca gayrimüslimlere yönelik olarak da 17 ihlal tespit edilmiştir.

ÖĞRENİM ÖZGÜRLÜĞÜ : 2099

Öğrenim özgürlüğü alanında belirlenen 2099 ihlal olayının önemli bir bölümünü YÖK'ü protesto eden öğrencilere yönelik soruşturma ve verilen cezalar oluşturmaktadır.

ÖRGÜTLENME ÖZGÜRLÜĞÜ

11 sivil toplum örgütü kapatılırken, 602 örgütlenme özgürlüğüne yönelik ihlal yaşanmıştır. Bunların büyük bir bölümünü örgütlerin yapmak istedikleri etkinlik ve toplantıların izinsiz oldukları gerekçesiyle engellenmesi, toplantıların dağıtılması amacıyla şiddet kullanımı gibi olaylar oluşturmaktadır.

SIĞINMA HAKKINA YÖNELİK İHLALLER : 5326

Sığınma hakkı ile ilgili mevzuattaki eksiklikler 2003'te de giderilmemiş ve toplam 5326 kişi iltica hakkını kullanamamaktan ötürü insan kaçakçılarının ağına düşmüş veya yakalanıp sınır dışı edilmiş ya da girdikleri maceralı yolculuklarda hayatlarını kaybetmişlerdir.

ÇALIŞMA YAŞAMINA YÖNELİK İHLALLER : 8982

Toplam 8982 ihlal vakasının belirlendiği çalışma hayatında, yeterli iş güvenliği önlemlerinin alınmaması yüzünden 177 işçi iş kazalarında hayatlarını kaybederken, 7630 işçi de çeşitli gerekçelerle işten çıkarılmıştır.

*************

Ankara'da Telekom'a ait kabloları çaldıkları gerekçesiyle 31 Ocak 2002'de gözaltına alınarak Yenimahalle İlçe Emniyet Müdürlüğü TEM Büro Amirliği'ne götürülen E.Ü.(16), E.Ü.(18) ve B.Ü.(22), sorgulandıktan sonra muayene için Adli Tıpa gönderildi. Vücutlarında kızarıklık tespit edilen gençler, savcılıkta verdikleri ifadede "alerjileri olduğu için sırtlarını kalorifere dayayarak kaşıdıklarını, tahta masaya göğüslerini sertçe vurduklarını" söylediler. Ancak Elmadağ Tutukevi'ne gönderilen üç genç, kendilerine işkence yaptıklarını öne sürdükleri polisler hakkında suç duyurusunda bulundu. İşkence iddiasının Ankara Barosu'na yansıması üzerine Baro avukatları, gençlerin Adli Tıp'ta muayene edilmesini istedi. Adli Tıp için verilen dilekçeyi suç duyurusu olarak kabul eden Ankara C. Başsavcılığı, bir soruşturma daha başlattı. Bu soruşturma da önceki takipsizlik kararı gerekçe gösterilerek 3 Mayıs 2002'de kapatıldı. Başsavcılık, polisler hakkında işlem yapmazken, gençler aleyhinde "kendilerine zarar vererek, polise iftira attıkları" gerekçesiyle dava açtı.

Cezaevi nakillerinin birer işkence fırsatı olarak değerlendirilmesi

KADEK'li tutuklular Necmetin Ektirici ile Halil Dağ'ın, 16 Ocak 2003 tarihinde Ordu Cezaevi'nden Mardin Cezaevi'ne nakilleri sırasında yol boyunca yoğun işkence gördükleri bildirildi.

İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu yayınladığı bir genelge ile, "işkence ve kötü muamele" konusunda 81 il valisini uyararak, bu tür iddialar hakkında soruşturmanın geciktirilmeden başlatılmasını istedi. Aksu, gönderdiği genelgede, hükümetin temel hak ve özgürlükleri evrensel standartlara ulaştırma kararlığında olduğunu belirtti. Genelgede, "İsnat edilen suç ne olursa olsun hiçbir şekilde sanıklara fena muamelede bulunulmayacak, işkence ve kötü muamele iddiaları hakkında gerekli soruşturmanın geciktirilmeden başlatılması sağlanacaktır" denildi.

6 Kasım 2002'de YÖK'ü protesto amacıyla Kızılay'daki gösteride polisler tarafından bir bankanın deposuna götürülerek dövülen Veli Kaya'nın suç duyurusunda bulunması üzerine inceleme başlatan savcılık, suçlanan polislerle amirleri hakkında soruşturma izni verilmesi için Ankara İl İdare Kurulu'na başvurmuştu. Kurul, suçlanan altı polis ve amirinden yalnızca polis memurları Sefa Sevim ve Ergün Ateş hakkında Veli Kaya'ya kötü muamelede bulunmak ve darp etmekten soruşturma izni verirken, Emniyet Müdür Yardımcısı Zekai Baloğlu ve polis memurları Cuma Cihan ile Dursun Sarıkaya hakkında soruşturma izni verilmemesi kararını almıştı. Kaya'nın avukatlarının bu karara yaptığı itirazı yerinde gören İdare Mahkemesi, haklarında soruşturma izni verilmeyen polis memurları ve emniyet müdür yardımcısı hakkındaki kurul kararını kaldırdı. Ankara Cumhuriyet Savcılarından Abdullah Ayhan Şan da bekleyen soruşturma işlemlerini yeniden başlattı.

Oğlu yerine baba, ağabey yerine küçük kardeş tehdit, gözaltıları

İstanbul'da DEHAP Pendik İlçe Yönetim Kurulu üyesi Nedim Tutmaz, 3 Ocak 2003 Cuma günü Pendik Taştepe'deki evinden polis tarafından alınıp, komşularına da terörist diye teşhir edilerek boş bir arsaya götürüldü ve 4 yıl Ümraniye Cezaevinde kalan oğlu Fırat hakkında tehdit edilerek sorgulandı. Tutmaz savcılığa suç duyurusunda bulunacağını belirtti.

Tehditle hak aramadan vazgeçirme girişimleri

1999 yılında polislerin coplu tecavüzüne uğrayan ve iç hukuk yollarının tüketilmesi üzerine AİHM'e başvuran Kaze Özlü 28 Aralık 2002'de polislerin evine gelip davadan vazgeçmesi için kendisini tehdit ettiğini öne sürerek suç duyurusunda bulunduğunu fakat netice alamadığını belirtti.

Kendilerini polis olarak tanıtan kişilerce ajanlık yapması için kaçırma ve tehdit

Öğrenciler, Kürtler, gazete dağıtıcıları

HADEP Adana Gençlik Kolları Üyesi Uğur Bulut, polis olduğunu söyleyen kişiler tarafından kaçırıldığını ve kendisine ajanlık teklif edildiğini belirtti.

Yeniden Özgür Gündem Gazetesi'nin Bursa Temsilciliği'nde çalışan Abdulkadir Kanat, "Bursa Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi'nde görevli polislerin kendisini kaçırıp tehdit ettikten sonra paralı ajanlık teklifinde bulunduğunu" ileri sürerek, polisler hakkında suç duyurusunda bulundu.

Trakya Üniversitesi'nde (TÜ) bir grup öğrenci, kendilerini polis olarak tanıtan kişilerce kaçırılarak psikolojik baskı altında tutulduklarını belirterek, Edirne Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi'nde görevli polisler hakkında Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulundu.

GÖZALTILAR

ÇANAKKALE: Ezine ilçesinde, yurtdışına çıkma hazırlığı yapan 19 yabancı uyruklu;

EDİRNE: Meriç ilçesinde, yasadışı yoldan Yunanistan'a geçmek isteyen 45 kaçak; Trakya Üniversitesi'nde bir grup öğrencinin, Fen Edebiyat Fakültesi karşısına koydukları "tepki sandığı" üniversite güvenlik görevlilerince kaldırılmak istenince öğrencilerle güvenlik güçleri arasında çıkan tartışmada 9 öğrenci; Jandarma ve sınır devriye ekiplerinin yaptığı kontrollerde, yurtdışına çıkmak isteyen 1'i Türk toplam 40 kişi ile bunlara kılavuzluk yaptığı belirlenen 3 Türk;

ERZİNCAN: Yasadışı yollardan Türkiye'ye giriş yaptıkları belirlenen 23 Iraklı;

Mülteciler, Yeniden Özgür Gündem dağıtımcıları, DEHAPlılar, Tutuklu yakınları

ABD'nin Irak'a saldırı planlarını protesto etmek isteyenler

TUTUKLAMALAR

ajanlık yapması için kendisini tehdit eden polisler hakkında suç duyurusunda bulunan Abdulkadir Eren;

İSTANBUL: Yayınlanan bazı yazılardan dolayı 3713 sayılı yasaya muhalefet ettiği iddiasıyla Özgür Kadının Sesi Dergisi Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Kadriye Kanat; Tuzla'nın Akfırat beldesinde tarikat kurduğu iddiasıyla jandarma tarafından gözaltına alınan Yaşar Yılmaz ile Harun Ersin ve Yılmaz Şeyhoğlu;

CEZAEVLERİNDE YAŞANAN OLAYLAR

sağlık durumunun kötüye gittiği bildirildi.

götürdükleri giyecek ve benzeri eşyaların içeri alınmadığını ve kendilerine de görüş sırasında zorluk çıkarıldığını belirten 10 tutuklu yakını, DEHAP Gaziantep İl Örgütü'nde 6 günlük açlık grevi başlattı.

Batman Özel Tip Cezaevi'nde bulunan siyasi tutuklular, Yeni Şafak gazetesine gönderdikleri mektuplarda cezaevlerindeki yaşamı iyileştirme kapsamında Adalet Bakanlığı'nın tutuklu ve hükümlülere tanıdığı sosyal, kültürel ve sportif faaliyetlerin yanı sıra haftada 10 dakika mahkumların aileleri ile telefonla görüşme ve mahkumların ortak sohbet odaları gibi hakların kendilerine kullandırılmadığını belirttiler. Cezaevi idaresine yaptıkları başvurularda yetkililerden "Bizim yapacak bir şeyimiz yok" cevabı aldıklarını ifade eden tutuklular, seslerini duyurmak için TBMM ve Adalet Bakanlığı'na mektup gönderdiklerini ancak sonuç elde edemediklerini kaydettiler.

Mardin E Tipi Cezaevi'nde, cezaevi koşullarının uygun olmadığını, 6 kişilik odalarda 14, 8 kişilik odalarda en az 24 kişinin kaldığını, salgın hastalık ve zehirlenme tehlikesinin bulunduğunu, tutukluların asker ve gardiyanların hakaretine maruz kaldığını ifade ettiler.

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu üyeleri Sinop milletvekili Engin Altay ve Artvin milletvekili Yüksel Çorbacıoğlu ile CHP Yalova milletvekili Muharrem İnce'nin, Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesinde tedavi gören ölüm orucundaki 3 mahkumu ziyaret talebi Ulucanlar Cezaevi Jandarma Komutanlığı tarafından reddedildi.

Bayrampaşa Cezaevindeki tutuklu aileleri adına açıklama yapan Zülküf Doğan, girişteki aramaların insanlık onurunu rencide edici boyutta olduğunu ve görüşme süresinin keyfi uygulamalarla azaltıldığını, bu konuda Savcı Metin Şentürk ile görüştüklerini fakat olumlu yanıt alamadıklarını belirtti.

F Tipi cezaevlerini protesto için başlatılan ölüm oruçlarında şu ana kadar 104 kişi yaşamını yitirdi.

Kandıra F Tipi Cezaevi'nde hücresinde intihar eden Volkan Ağırman'ın babası Niyazi Ağırman, tecritin kaldırılması için ziyaret ettiği Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü Ali Suat Ertosun'un kendisini makamından kovduğunu iddia etti

PKK davasından Ordu Cezaevi'nde tutuklu bulunan ve 1993 yılında kendisini yakan Muhittin Altın, Ankara Numune Hastanesi'nde tedavisinin yarım kalması nedeniyle iyileşmeyen yaralarının iltihap kaptığını ve her iki ayağında da kalıcı sakatlıklar oluştuğunu, tedavi olabileceği bir cezaevine sevk isteminin cezaevi idaresi tarafından reddedildiğini bildirdi.

Çeşitli doktor raporlarıyla hidrosefali (beynin su toplaması), sara ve Wernicke Korsakoff hastası olduğu saptanan DHKP-C davası hükümlüsü Enver Yanık'a Ankara Numune Hastanesi tarafından iki kez sağlam raporu, hastanın üçüncü kez muayene talebinden sonra ise 'tıbbi ve teknik yetersizlik' nedeniyle başka bir hastaneye sevkinin uygun olduğuna dair rapor verildiği belirtildi.

KADEK'li tutuklular Necmetin Ektirici ile Halil Dağ'ın 16 Ocak 2003 tarihinde, Ordu Cezaevi'nden Mardin Cezaevi'ne nakilleri sırasında yol boyunca yoğun işkence gördükleri, bir gün Elazığ Cezaevi'nde bekletildikleri ve burada da kendilerine hakaret edildiği bildirildi.

Bolu F Tipi cezaevinde kalan siyasi mahkum yakınları, kendilerine görüş esnasında cezaevi yönetimi tarafından zorluk çıkarıldığını belirttiler.

2000 yılında Türkiye Komünist İşçi Partisi'ne (TKİP) üye olmaktan hüküm giyen, Sincan F Tipi Cezaevi'nde kalan ve kendisine şizoaffektif psikoz hastası teşhisi konulan Şevket Levent Çöplü'nün Adli Tıp Kurumu Başkanlığı'nın, 'cezaevinde tedavi koşulu yoktur' yönündeki raporuna rağmen tahliye edilmediği belirtildi.

CEZAEVLERİNDE ÖLÜM

DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜ

Türkiye'de son 3 yılda içeriklerinde "bölücülük propagandası yapıldığı", "yasadışı örgüte yardım ve yataklıkta bulunulduğu", "halkın haya duygularının rencide edildiği" iddiasıyla 143 kitap toplatıldı. Türkiye Yayıncılar Birliği Yayınlama Özgürlüğü Komitesi'nin raporlarına göre 2000 yılında 14 yayınevince çıkartılan 24, 2001'de 23 yayınevinin 42 ve 2002 yılında da 38 yayınevinin 77 kitabı hakkında çeşitli mahkemelerce toplatma kararı verildi. Geçen yıl toplatılan 77 kitabın 57 yazarı hakkında, "bölücülük propagandası yapmak", "yasadışı örgüte yardım ve yataklık etmek", "halkın haya duygularını rencide etmek", "devlete ve onun kurumlarına hakarette bulunmak", "Terörle Mücadele Kanunu'na muhalefet etmek" suçlarından dava açıldı.

Toplatılan Kitap : 2

  1. "Göç, Rumların Anadolu'dan Mecburi Ayrılışı; 1919-1923"
  2. "Parti ve Devrim Şehitleri Albümü"
  3. "Seninle Güler Yüreğim" (yayıncı tarafından imha)

İSTENEN CEZA

VERİLEN CEZA

BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ

Türkiye Yayıncılar Birliği bünyesindeki Yayınlama Özgürlüğü Komitesi'nin hazırladığı rapora göre, 2001 yılında 42, 2002 yılında ise 77 kitap toplatıldı.

KAPATILAN/TOPLATILAN/YASAKLANAN YAYIN VE ETKİNLİK

GAZETECİLERE VE YAYIN ORGANLARINA YÖNELİK BASKI VE KISITLAMALAR

GÖZALTINA ALINAN GAZETECİLER

DİN ÖZGÜRLÜĞÜ

12 Eylül Anayasasını hazırlayan Prof. Dr. Orhan Aldıkaçtı'nın, Anayasanın 125. maddesinin "Üst rütbeye yükselmede yaşanan tıkanıklıklar için konulduğunu" açıklamasının ardından, gözler 28 Şubat sürecinde yaşanan ihraçlara çevrildi. 1996-2002 yılı arasında Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararları ile ordudan atılan subay ve astsubay sayısı 873'ü buldu. 1990-1996 yılları arasında 473 subay ve astsubay ordudan atılırken, 28 Şubat sürecinde söz konusu sayı iki katına fırladı.

ÖĞRENİM ÖZGÜRLÜĞÜ

ÖRGÜTLENME ÖZGÜRLÜĞÜ

SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİNE YÖNELİK BASKILAR/SALDIRILAR

KAPATILAN SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİ

"Alevi adıyla dernek kurmak, mezhep ayrımcılığı ve bölücülük yaratır" iddiasıyla Alevi Bektaşi Kuruluşları Birliği (ABKB)'ne verilen kapatma kararının Yargıtay 2. Hukuk Dairesi tarafından bozulması üzerine dava, Ankara 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde yeniden görüşülmeye başlandı.

SIĞINMA HAKKINA YÖNELİK İHLALLER

ÇALIŞMA YAŞAMINA YÖNELİK İHLALLER

1996-2002 yılı arasında Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararları ile ordudan atılan subay ve astsubay sayısının 873 olduğu ortaya çıktı. 1990-1996 yılları arasında 473 subay ve astsubay ordudan atılırken, 28 Şubat sürecinde söz konusu sayı iki katına fırladı. Refahyol Hükümeti'nin kurulmasının ardından bugüne kadar 873 subay ve astsubay TSK'dan ihraç edildi. Refahyol Hükümeti döneminde 259, Mesut Yılmaz döneminde ise 464 subay ve astsubayın görevine son verildi.

AYRIMCILIK VE AZINLIKLAR

Diyarbakır Valiliği, çocuğuna "Amed" ismi vermek isteyen Bedir Aydemir'e hakaret ettiği ileri

Yeni doğan kızına Rozerin ismi vermek için Dicle Nüfus Müdürlüğü'ne başvuran Mehmet Sert,

Konya'da seyyar satıcılık yapan Mustafa Kuyak, çocuğuna "Recep Tayyip Erdoğan" isminin verilmesini "teknik nedenler" ileri sürerek ve "bu isim çok uzun, bilgisayarın isim hücresine sığmıyor" diyerek kabul etmeyen Nüfus Müdürlüğü'ne dava açtı.

Hükümet, Cemaat Vakıfları Yönetmeliği'ni değiştirerek kapsamını genişletti. Rum, Ermeni ve Musevilerin yanı sıra Keldani, Arap Ortodoks, Bulgar, Gürcü ve Süryani cemaatlerinin de gayrimenkul satın almasının yolu açılırken "Bakanlar Kurulu'ndan onay alma" koşuluna ilişkin madde de yürürlükten kaldırıldı. Yapılan değişiklikle yönetmelikten yararlanacak vakıf sayısı 160'a çıkarıldı. "Dini, hayri, sosyal, eğitsel, sıhhi ve kültürel alandaki ihtiyaçlarını karşılamak üzere satın alma, vasiyet, hibe ve sair yollarla taşınmaz mal edinecek" vakıfların her seferinde Bakanlar Kurulu'ndan onay alma zorunluluğu kaldırıldı. Vakıfların taşınmaz mal satın almak için Vakıflar Genel Müdürlüğü'nden onay alması yeterli sayıldı. Yönetmeliğe göre vakıflar taşınmaz mal almak için Vakıflar Bölge Müdürlüğü'ne başvuruda bulunacak. Müdürlük de konuyu Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne iletecek. Gerektiğinde ilgili bakanlık, kamu kurum ve kuruluşları ile yetkili daire başkanlığının da görüşlerini alarak Vakıflar Meclisi'nde başvuruyu değerlendirecek. Meclis, 2 ay içinde başvuruya yanıt verecek. Cemaat vakıfları, 9 Ağustos 2002 tarihine kadar tasarrufları altına giren taşınmaz malların vakıfları adına tescili için bu tarihten itibaren 6 ay içinde başvuracak. Rum ve Musevi vakıflarının yanı sıra yönetmelikten yararlanacak bazı vakıflar şöyle: "Diyarbakır Süryani Kadim Meryemana Kilisesi Vakfı, Beyoğlu Süryani Kadim Meryemana Kilisesi Vakfı, Mardin Süryani Katolik Kilisesi Vakfı, Mardin Süryani Kadim Deyrulzafaran Manastırı ve Kiliseleri Vakfı, Mardin Süryani Protestan Kilisesi Vakfı, Midyat Süryani Protestan Kilisesi Vakfı, Midyat Süryani Deyrulumur Morgabriel Manastırı Vakfı, Midyat Süryani Kadim Cemaati Marborsam ve Mart Şemuni Kiliseleri Vakfı, İdil Süryani Kadim Kilisesi Vakfı."

SAĞLIK HAKKI

Hamile Melek İlhan (38), karnındaki bebeğinin ölmesi üzerine, 9 Ocak 2003 günü Muğla SSK Hastanesi'nden, ambulansla Devlet Hastanesine sevk edildi. Hastaneye ulaştığında Melek İlhan'ın öldüğü anlaşıldı. Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı, ölümü "şüpheli" görerek, cesedin İzmir Adli Tıp Kurumu'na gönderilmesini kararlaştırdı.

YARGI HABERLERİ

Yargıtay, Şebinkarahisar'da gözaltına alınan bir köylünün; dövüldüğü, sakal ve bıyığının kesildiği gerekçesiyle jandarma komutanı hakkında açtığı davayla ilgili olarak gözaltında zorla sakal-bıyık kesilmesini 'insanlık dışı, onur kırıcı' davranış olarak niteledi ve bunu yapan görevlilerin işkence suçundan 8 yıla kadar hapisle cezalandırılmaları gerektiğine oybirliğiyle karar verdi. Komutan hakkında Şebinkarahisar Ağır Ceza Mahkemesi'nde açılan davada mahkeme suçu, Türk Ceza Kanunu'nun 245. maddesinde düzenlenen ve 3 aydan 3 yıla kadar hapis cezası öngören 'efrada fena muamele' kapsamında görerek buna göre mahkumiyet kararı vermiş ve bu cezayı da ertelemişti.

Yargıtay, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu (CMUK)'nda yer alan susma hakkının mahkemeler tarafından sanığın aleyhine kullanılmasına karşı çıktı. Yargıtay 8'inci Ceza Dairesi, susma hakkını kullanan sanığın "iyi hal indirimden yararlanmamasını ve cezasının ertelenmemesini" susma hakkının ihlali olarak değerlendirdi. Sanık M. Kartal, Ankara 17'inci Ağır Ceza Mahkemesi'nde "piyasaya sahte para sürmek" suçundan yargılandığı davada susma hakkını kullanarak ifade vermeyi reddetti. Mahkeme, yargılamanın sonunda sanığı mahkum etti ve sanığın susma hakkını kullanmasını "inkara yönelik beyan" olarak değerlendirdi. Mahkeme bu nedenle sanığın TCK'nın 59'uncu maddesine düzenlenen ve cezanın 1/6 oranında indirilmesini öngören "iyi hal indiriminden" yararlandırmadı. Mahkeme aynı gerekçeyle sanığın cezasını "Cezaların İnfazı Hakkında Kanun" uyarınca erteleme yetkisine sahipken bunu da yapmadı. Sanığın kararı temyiz etmesi üzerine konu Yargıtay 8'inci Ceza Dairesi'nin gündemine geldi. Daire, sanığın susma hakkını kullanmasının CMUK'un 135'inci maddesiyle düzenlenen bir hak olduğunu belirterek, bu hakkı kullanan sanığın sırf bu nedenle "iyi hal indiriminden" yararlandırılmamasının "savunma hakkının kullanılış biçimini sınırlandırma" olarak gördü. Daire ayrıca, sanığa verilen cezanın ertelenmemesini de hukuka aykırı buldu. Daire, cezanın ertelenip ertelenmeyeceğinin "geçmişteki hali ve suç işleme konusundaki eğilimi"ne göre belirlenmesi gerektiğini belirterek, yerel mahkeme kararını bozdu. Daire'nin emsal niteliğindeki kararıyla, bundan sonra susma hakkının kullanılmasının mahkemelerde susma hakkını kullananlar aleyhine yorumlanamayacağı düşünülüyor.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, YÖK'ü protesto eyleminde sokulduğu bir depoda dövülen Veli Kaya'yı kurtarmak için yapılan müdahaleyi suç saydı. Başsavcılık, bu nedenle iki kişi hakkında 4.5 yıla kadar hapis cezası istedi. Ankara C. Başsavcılığı YÖK'ü protesto gösterisinde öğrenci Veli Kaya'nın bir bankanın deposuna sokularak dövülmesi olayıyla ilgili iki polis memuru hakkında 'fena muamele' suçundan üç aydan üç yıla kadar hapis istemiyle dava açtı. Başsavcılık, Kaya'nın depoya sokulma talimatını vermekle suçlanan Ankara Emniyet Müdür Yardımcısı Zekai Baloğlu ve dayakla suçlanan iki sivil polis hakkında ise takipsizlik kararı verdi.

Aralık 2001 tarihindeki İnsan Hakları Haftası etkinliklerinde işkencenin sistematik olduğunu açıklayan Diyarbakır Baro Başkanı Sezgin Tanrıkulu, İHD Genel Başkan yardımcısı Eren Keskin ve Sosyolog Pınar Selek'e "emniyet kuvvetlerini tahrik ve tezyif etmekten" açılan davaya Diyarbakır 3. Asliye Ceza Mahkemesi'nde başlandı. Sanıklar hakkında TCK'nin 159'uncu maddesi gereğince 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası isteniyor.

AİHM

Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde (AİHM) görülen davalar açısından 2002 yılını sıkıntılı geçirdi. AİHM, bir yılda Türkiye'den 183 yeni davayı kabul ederek, karar bekleyen dava sayısını dört bine yaklaştırdı. Türkiye geçen yıl 105 davada tazminat ödemeye mahkum oldu. Türk hükümeti 2002 yılında vatandaşlarının özel mülküne el koymaktan, hakaret ve işkence etmekten, düşüncelerini özgürce ifade etmelerini engellemekten, haksız yere hapse atmaktan, sivil toplum örgütleri ve siyasi partileri yasaklamaktan, adil yargının yolunu tıkamaktan ve yaşam hakkını ihlal etmekten yargılandı. Türkiye, düşünce ve ifade özgürlüğünü ihlal etmekten 25 kez, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 2. maddesini içeren 'yaşama hakkını ihlal etmekten' 19 davada mahkum oldu. Türkiye, 20 Ocak 1994'te karara bağlanan, 1987'de köylülere dışkı yedirilmesi olayını içeren Yeşilyurt davasından bu yana ise, toplam 426 kez mahkum edildi.

İNSAN HAKLARI POLİTİKALARI

Kopenhag siyasi kriterleri ile Anayasaya uyum çerçevesinde çeşitli yasalarda değişiklik yapan 4778 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun, Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdi. Yasaya göre, işkence ve kötü muamele suçlarında dolayı verilen cezalar para cezasına çevrilemeyecek ve ertelenemeyecek. Siyasi Partiler Kanunu'nun 11. maddesi yeniden düzenlenerek, siyasi partilere üye olmak için TCK'nın 312. maddesinin ikinci fıkrasında yazılı, "halkı sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etmek" suçundan mahkum olmama şartı, "terör eylemlerinden mahkum olmama" şeklinde değiştirildi. Basit ve nitelikli zimmet, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, dolanlı iflas gibi yüz kızartıcı, istimal ve istihlak kaçakçılığı dışında kalan kaçakçılık suçları, resmi ihale ve alım satımlara fesat karıştırma veya devlet sırlarını açığa vurma suçlarından birinden mahkum olanlar, taksirli suçlar hariç 5 yıl ağır hapis veya 5 yıl ve daha fazla hapis cezasına mahkum olanlar ile terör eylemlerinden mahkum olanlar siyasi partilere üye olamayacaklar. Anayasa Mahkemesinde görülen siyasi partilerin kapatılması davalarında partilerin kapatılmasına karar verilebilmesi için beşte üç çoğunluk aranacak. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın parti kapatma istemine karşın ilgili parti, Anayasa Mahkemesi'ne itiraz edebilecek. Gerçek ve tüzel kişilerin her birinin bir siyasi partiye aynı yıl içinde 2 milyar liradan fazla kıymette ayni veya nakdi bağışta bulunması veya yayınları kullandırması yasaklandı. Milletvekili Seçimi Yasası'nın 7. maddesine, "Yukarıda yazılı haller dışında, bir ilin veya seçim çevresinin TBMM üyesinin kalmaması halinde, boşalmayı takip eden 90 günden sonraki ilk Pazar günü o seçim çevresinde ara seçim yapılır" fıkrası eklendi. Yine aynı yasanın 39. maddesinin 3. fıkrası da değiştirilerek, iptal edilen seçimlerin yenilenmesindeki 60 günlük süre 90 güne çıkarıldı. Mahalli İdareler Yasası'na eklenen bir madde ile de "mahalle ve köy muhtarlıklarında bir boşalma olması durumunda, boşalan yerler için genel ve ara seçimlerle birlikte seçim yapılabilmesi"ne imkan tanındı. Ayrıca, Basın Yasası'nın 15. maddesi değiştirilerek, basın-yayın organı sahipleri, mesul müdürler ve yazı sahiplerinin haber kaynaklarını açıklamaya zorlanamayacağı hükme bağlandı. Adli Sicil Yasası'nda da değişiklik yapan yasayla, adli sicilden silinemeyecek suç kavramı ortadan kaldırıldı ve alınan mahkumiyetlerin, suç tarihinde 18 yaşını tamamlamış olanların adli sicil kayıtları 10 yıl sonra silinebilir hale getirildi. Yasa ile yabancılara TBMM'ye dilekçe verme hakkı da getirildi. TBMM'ye gönderilen dilekçelerin Dilekçe Komisyonu'nda incelenmesi ve karara bağlanması için 30 günlük süre zorunluluğu getirildi. İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu da başvuruların sonuçları ya da yürütülen işlemler hakkında başvuru sahiplerine 60 gün içinde bilgi verecek. Yasaya göre, Cemaat Vakıfları da diğer vakıflar gibi vakfiyeleri olup olmadığına bakılmaksızın dini, hayri, sosyal, eğitsel, sıhhi ve kültürel alanlardaki ihtiyaçlarını karşılamak üzere taşınmaz mal edinebilecek ve taşınmaz malları üzerinde tasarrufta bulunabilecek. Dernekler Yasası'nda yapılan değişikliklere göre, gerçek kişiler yanında tüzel kişiler de derneklere üye olabilecekler. Dernekler, önceden izin almaksızın bildiri yayınlayabilecekler.

Anayasa Mahkemesi Başkanı Mustafa Bumin, "Cumhurbaşkanının, devletin başı sıfatıyla yaptıkları dışında kalan tüm eylem ve işlemleri ile Yüksek Askeri Şura kararları ile Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu kararlarına karşı yargı yolunun kapalı tutulması, temel hakların en önemlilerinden biri olan 'hak arama özgürlüğü'nü tehdit etmekte, aynı zamanda 'idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır' biçimindeki Anayasanın 125. maddesiyle bağdaşmamaktadır." dedi.

Genelkurmay Başkanı Org. Hilmi Özkök, Başbakan Abdullah Gül'ün irticai faaliyetlere katılanların TSK'dan ihracına ilişkin YAŞ kararlarına muhalefet şerhi koymasının irticai çevrelere cesaret verdiğini açıkladı. Özkök şöyle dedi : "Türkiye Cumhuriyeti'nin laik, demokratik ve üniter yapısı, Atatürk ilke ve inkılapları konularında taviz vermemiz asla mümkün değildir. Esasen bunlar Anayasamızda yer alan hükümlerdir. Herkesin dini inancına ve bunları özel yaşamlarında ifade etme tarzına saygı duyarız. Ancak özellikle türbanın mevzuata, Anayasa Mahkemesi ve Danıştay kararlarına aykırı olarak siyasi bir dayatma ve Cumhuriyet geleneklerini aşındırma sembol ve eylemi olarak kullanılmasını hoş görmemiz beklenmemelidir." Başbakan Abdullah Gül'ün YAŞ kararlarına muhalefet şerhi koymasıyla ilgili olarak da Orgeneral Özkök: "Bu müstesna bir olaydır. Bir anayasa maddesinin uygulanma istemine muhalefet şerhi koymak, idarenin kanunların uygulanmasını sağlama sorumluluğu ile çelişmiştir ve kanımca bu nedenle yasal dayanaktan yoksundur. Bu konudaki farklı düşüncenin ifade edileceği yer ve durum şüphesiz irticai faaliyetlere bulaşanlara cesaret vermiştir. Başbakan Abdullah Gül de, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün bu açıklamaları konusunda, "Böyle bir ortam içerisinde mesuliyet taşıyan, sorumluluk taşıyan bir kişi olarak, bunları basın aracılığıyla konuşmam. Bizlerin bu tip meseleleri konuşacağımız yerler vardır. Orada düşüncelerimi açık açık ifade ederim. Bundan da çekinmem" dedi.

Türkiye, barış zamanında idam cezasını kaldıran Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. ek protokolünü 15 Ocak 2003 günü imzaladı. Türkiye böylece idam cezasını kaldıran son Avrupa Konseyi ülkesi oldu. Protokolün Türkiye'de yürürlüğe girmesi için TBMM'de onaylanması gerekiyor. İmzayı memnuniyetle karşılayan Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Walter Schwimmer, Ankara'nın demokratikleşme yönünde yeni bir adım attığını söyledi. Protokolün bir an önce onaylanıp yürürlüğe girmesini ümit ettiğini belirten Schwimmer, "6. protokolün imzalanmasını, Türk hükümetinin başlatılmış olan çok önemli demokratik reformları sürdürmedeki kararlığının yeni bir işareti olarak algılıyoruz" dedi. Türkiye, 1984'ten bu yana idam cezasını uygulamıyordu. TBMM geçen Ağustos ayında da idam cezasını kaldırmıştı.

28 Şubat sürecinin Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Çevik Bir'in yakın ekibinden olan Ege eski Ordu Komutanı emekli Orgeneral Doğu Aktulga, "Efendim; satın alınmış olan askeri hakimlerle, yanlış yunluş karar veren mahkemelerle, zararlı olacak bir elemanı siz Silahlı Kuvvetler'in içinde tutabilir misiniz? Olacak iş mi? YAŞ kararları yargı denetimine açılamaz" dedi. Aktulga, şunları söyledi: "Türkiye Cumhuriyeti'nin devlet olabilmesi için evvela temel ilkeleri vardır. Değerleri vardır. Nedir bunlar? Bunlar Anayasada yerini bulmuştur. Evvela laik, demokratik, sosyal hukuk devleti temelinde ülkesiyle ve milletiyle bölünmeyen bir bütün... Türkiye'de bütün basın organlarının bu değerler istikametinde yayın yapması lazım. Herkes her şeyi düşünebilir, ama ifadeye geldiği zaman içinde bulunduğumuz ülkenin ana ilkelerini çiğneyemezsiniz. Bir gazetecinin "Peki bir askerin, evindeki eşinin başörtülü olması, ordudan atılmasını gerektirir mi?" şeklindeki sorusu üzerine Aktulga şu görüşleri savundu: "Asker neden hanımına mani olmuyor? Başörtülü asker eşi inancını belli eder. Kafası öyle demektir. Olmaz..Türban meselesi bir başka amaçlara döndü. Başörtüsü değil.. Başörtüsü ayrı.. Bizim analarımız falan başörtüsü örter. Ama türban kasıtlı olarak bir üniforma gibi ileriye dönük bir şeyin uvertürü.. Yani biz buna hassasız. Biz bu işi yaparız. Zaten Anayasada 'yargı denetimi dışında olsun' denilmesinin sebebi budur. Yani bu kanunu koyan aptal mıydı da koymuş? Çünkü silahlı kuvvetler disiplinini ancak böyle sağlar."

OHAL'in etkilerinin hala sürdüğü belirtildi. Yaşanılan hak ihlallerinin örnekleriyle sunulduğu raporda, çözüm önerileri sıralanırken, Irak savaşının Türkiye'nin çıkarına olmadığı da vurgulandı ve işgalin Türkiye'den başladığına dikkat çekildi.

YAYIN BİLGİLERİKategori Adı Yurt İçi RaporlarTarih 2003-12-30
Şube ve Temsilcilerimiz
mazlumder-genel-merkez
İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği - MAZLUMDER GENEL MERKEZ
Adres: Molla Gürani Mh. Şehit Pilot Mahmut Nedim Sk, No: 5 Kat: 4 Fatih / İSTANBUL (Aksaray Metro Durağı B Kapısı Karşısı)
E-posta: info[a]mazlumder.org | Telefon: +90 (0212) 526 2440 | Faks: +90 (0212) 526 2438

Ziyaretçi Sayımız : 3605749

beyaz.net, bilisim, network, web uygulamalari