YARGITAY BAŞSAVCISI'NI İSTİFAYA DAVET EDİYORUZ.
Kuvvetler ayrılığı ilkesinin en önemli özelliği, birbirinden bağımsız güçlerin yasalarla kendilerine verilen görevleri, sınırlarına riayet ederek yerine getirmeleridir. Bu ilke, devlet idaresinin sistemli ve düzenli işlemesi için getirilmiş bir düzenlemedir.
Türkiye'de bu ilkenin uygulanmaya çalışıldığı söylense de yasaları en iyi bilen kurum olan yargının bu ilkeyi en fazla ihlal eden kurum olduğu ortadadır. Yargı, yasalarla açıklanan görevlerini ifa etmesi gerekirken, bazen bir siyasi parti gibi bazen de anti demokratik bir yasa koyucu gibi hareket etmektedir. Yasaları oluşturmak, toplumun sıkıntılarını çözmek için düzenlemeler yapmak ve halkı ile barışık, özgür - demokratik bir toplum oluşturmak büyük ölçü de yasamanın ve yürütmenin işlevidir. Zira, halkın iradesini temsil eden bu organlar halk adına sorumluluk almakta ve halka hesap vermektedir. Egemenliği düzenleyen anayasansın 6. maddesinin gereği de budur.
Tüm bunlara rağmen yargı adına önemli bir temsil yetkisi olan Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcısının 17 Ocak 2008 tarihinde yaptığı açıklama öncelikle yasamaya çok açık bir müdahaledir. Açıklamanın içeriğinden insan hakları, laiklik ve özgürlük konularında savcılığın derin anlam kayması içinde olduğu ortadadır. Din ve vicdan özgürlüğü insan haklarının temellerinden olup, tartışılması dahi abes bir durumdur. Devletin bu alana müdahale edebilmesi mümkün olmadığı gibi, kişilerin istedikleri gibi inançlarını ifade etme, uygulamasında özgür olabilmeleri için devletin sorumluluğu söz konusudur. Aynı şekilde laikliğin de temel noktalarından biri din vicdan özgürlüğüdür. Sayın savcının özgürlüğü belli bir ideolojik çerçeveden değerlendirmesi de oldukça vahim ve endişe verici bir durumdur. Sayın başsavcının bu denli otoriter ve baskıcı tanımlamaları hukuk ve yargı adına da oldukça talihsizdir.
Halkın büyük bir çoğunluğunun özgürlük istediği bir sorunun çözümü konusunda bir adım atılması toplum nezdinde oldukça olumlu tepkilerin doğmasına yol açmışken Savcılığın bu denli bir tutum sergilemesi, demokrasinin gerçek sahipleri olan halk ile yargının arasının ne kadar kopuk olduğunu da ortaya koymuştur. Tarafsızlığı tartışmalı olan yargı bu konuda tarafsızlığını gölgelemiş, hukukun siyasallaştığını bir kez daha ispatlamıştır.
Parti kapatma gibi anti demokratik bir yol, özgürlük gibi herkesin onay vereceği bir konu gündeme geldiğinde yine sopa gösterir gibi gündeme alınmış, partiler üstü devlet politikası gibi otoriter baskıcı sistemlerin kalıplarıyla şekillenmiş, anti demokratik ve hukuk dışı bir üslup kullanılmıştır. Bu tavrı ve kullanılan üslubu kınıyor, Yargıtay Cumhuriyet başsavcısını tarafsızlığa ve hukuka davet ediyoruz. Halkın büyük bir uzlaşı içinde olduğu bir konuda halkı kışkırtacak ve toplumsal bir kaosa sebebiyet verebilecek nitelikteki bu açıklamaların temsil yetkisi olan bir makamdan yapılmasının çok büyük bir talihsizlik olduğunu düşünüyor ve Sayın Başsavcıyı istifaya davet ediyoruz.
Başörtüsü yasağı çok temel bir insan hakları ihlalidir. Bu ihlalin çözümü devletin halkı ile barışık olabilmesi için zaruridir. Bu konuda toplumda var olan uzlaşıyı siyasi partilerin de göstererek bu yasağı biran önce kaldırmalarını talep ediyoruz.
İnsan hakları ve özgürlük adına yapılan talihsiz açıklamanın toplumdan gereken tepkiyi göreceğine inanıyor, özgürlük konusunda yapılan çalışmalara bu tür hak ve özgürlük temelinden yoksun gayri hukuki tepkilerin hiçbir şekilde engel olmasına müsaade edilmemesi gerektiğini düşünüyoruz.
MAZLUMDER Genel Başkanı
Ömer Faruk GERGERLİOĞLU