Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu'nun 334. hafta açıklamasını Vahdet Vakfı Sakarya Temsilciliği'nden Derda Şanalmış okudu. Anayasa konusunda görüşlere yer verilen açıklamada "Fransa'dan ithal edilen ve 'Türkiye'ye mahsus' olduğu' ileri sürülen laiklik ideolojisinin, fitne ve fesadın yayılmasına sebep olduğu malûmdur. Son günlerde 'Fransız Mallarının' boykot edilmesini' teklif eden medya aydınları, öncelikle Fransız-aydınlanma kültürüne dayanan laikliğe boykotu gündeme getirmelidirler... Anayasa'da laiklik ilkesine yer verilmemelidir. Ancak bütün keyfiyetiyle 'din ve vicdan hürriyeti' teminat altına alınmalıdır. Anayasada yer almasını istemediğimiz bir diğer konu da "resmi ideoloji" meselesidir. 12 Eylül Cuntası tarafından anayasaya koyulan "Atatürk Milliyetçiliği" dayatması da fikri hür, vicdanı hür nesillerin yetişmesine engel olmaktadır.. Dini olmayan devletin ideolojisi nasıl olabilir?"<!--?xml:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /-->
Kısa ve öz bir anayasa olsun!
Basın açıklamasında yeni anayasayla ilgili şu görüşlere de ter verildi: "Osmanlı mirası bu topraklar üzerinde yaşayan çeşitli etnik kimlikler dikkate alınarak, bütün insanları kucaklayıcı, kısa ve öz bir anayasa hazırlanmalıdır. Yeni anayasada zorunlu eğitim yer almamalıdır. Gönüllülük esası getirilmelidir. Tek tip insan yetiştirme projesinden vazgeçilmelidir. Zorunlu askerlik uygulaması kaldırılarak gönüllü ve profesyonel askerliğe geçilmelidir. Dayatmaların, değiştirilemez maddelerin olduğu, resmi ideolojiyi yücelten, iç barışı sağlayamayacak bir değişikliğin hiçbir faydası olmayacağı aşikârdır." Açıklamada ayrıca artan boşanma oranlarına dikkat çekilerek "Toplumun geleceği açısından çok büyük bir felaket olan bu durum üzerinde yeterince durulmadığı kanaatindeyiz. Oysa aile toplumun temel taşıdır. Ailenin bozulması o toplumun çöküşünün yakın olduğunu gösterir." denildi.
SAKARYA ADALET GİRİŞİMİ BAŞÖRTÜSÜ PLATFORMU 334. BASIN AÇIKLAMASI
Değerli Basın mensupları ve duyarlı Sakarya Halkı
T.B.M.M ve Anayasa Hazırlık Komisyonu Başkanı Cemil Çiçek yaptığı açıklamalarda tüm sivil toplum kuruluşlarına çağrıda bulunarak, anayasa hazırlık çalışmalarına katkıda bulunulmasını istedi. Üniversite ve sivil toplum kuruluşlarının yeni anayasa çalışmalarına bekledikleri katkıyı sağlamadıklarından yakınan Cemil Çiçek "söyleyecek sözü olanların bugün konuşmaları gerektiğini" vurguladı. Bu cümleden olarak biz de Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu olarak yeni anayasa konusunda önemli gördüğümüz hususları kamuoyunun dikkatine sunuyoruz.
Din ve vicdan özgürlüğünün teminatı olarak lanse edilen laiklik ilkesi, uygulamada din ve vicdan özgürlüğüne en büyük darbeyi vurdu. Türkiye'ye Fransa'dan ithal edilen, tanımı bile yapılmayan, hiçbir kanun ve kurala tabi olmadan, adeta din düşmanlığının bahanesi olarak uygulandı. Evlerinde dini kitap okuyanlar, zikir ibadeti yapanlar, cemaatle namaz kılanlar yıllarca zindanlarda çürütüldüler. Fransa'dan ithal edilen ve 'Türkiye'ye mahsus' olduğu' ileri sürülen laiklik ideolojisinin, fitne ve fesadın yayılmasına sebep olduğu malûmdur. Son günlerde 'Fransız Mallarının' boykot edilmesini' teklif eden medya aydınları, öncelikle Fransız-aydınlanma kültürüne dayanan laikliğe boykotu gündeme getirmelidirler.
28 Şubat döneminde laiklik uygulamalarının tam bir vahşete dönüştüğünü inkar etmek mümkün değildir. Yurt dışına Arapça öğrenmek için gidenler terörist muamelesine tâbi tutulmuş, Kur'an kursları Terörle Mücadele Ekipleri'nce basılmıştır. Laikliği koruma adına "İrtica ile Mücadele Eylem Planları" hazırlandığı malûmdur. Başta eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ olmak üzere, birçok askeri personel bu sebeple tutuklanmışlardır. Başörtüsünü serbest bırakmanın laikliğe aykırı olduğunu ileri süren müstekbirler, keyiflerini kanun haline getirmişlerdir. Son olarak Ege Üniversitesi'nde başörtülü kızların fotoğraflarını çekerek onları fişleyen Astronomi Profesörü Esat Renan Pekünlü, bu köhne zihniyetin son kalıntılarındandır. Bu zulümlerin önlenmesi için, hazırlanacak yeni Anayasa'da laiklik ilkesine yer verilmemelidir. Ancak bütün keyfiyetiyle 'din ve vicdan hürriyeti' teminat altına alınmalıdır. Anayasada yer almasını istemediğimiz bir diğer konu da "resmi ideoloji" meselesidir. 12 Eylül Cuntası tarafından anayasaya koyulan "Atatürk Milliyetçiliği" dayatması da fikri hür, vicdanı hür nesillerin yetişmesine engel olmaktadır.. Dini olmayan devletin ideolojisi nasıl olabilir? Osmanlı mirası bu topraklar üzerinde yaşayan çeşitli etnik kimlikler dikkate alınarak, bütün insanları kucaklayıcı, kısa ve öz bir anayasa hazırlanmalıdır. Yeni anayasada zorunlu eğitim yer almamalıdır. Gönüllülük esası getirilmelidir. Tek tip insan yetiştirme projesinden vazgeçilmelidir. Zorunlu askerlik uygulaması kaldırılarak gönüllü ve profesyonel askerliğe geçilmelidir. Dayatmaların, değiştirilemez maddelerin olduğu, resmi ideolojiyi yücelten, iç barışı sağlayamayacak bir değişikliğin hiçbir faydası olmayacağı aşikârdır.
Son günlerde dikkatlerden kaçan çok önemli bir haberi gündeme getirmek istiyoruz. Geçenlerde yayınlanan bir habere göre "Türkiye'de boşananların sayısının evlenenleri geçtiği" ifade edildi. Yani Türkiye'de evlenen her 100 kişiye karşı 100'den fazla kişi de boşanıyor. Toplumun geleceği açısından çok büyük bir felaket olan bu durum üzerinde yeterince durulmadığı kanaatindeyiz. Oysa aile toplumun temel taşıdır. Ailenin bozulması o toplumun çöküşünün yakın olduğunu gösterir. Türkiye'de "kadına şiddet" konuşulurken bu olayları hazırlayan sebepler üzerinde yeterince durulmamıştır. Sebepleri iyi tespit edilmeyen toplumsal yaraların tedavisi de başarılı olmaz. Bu gün batıda aile hayatı çökmüştür. Avrupa'da nüfus hızla yaşlanmaktadır. Çocuk büyütmek aile ortamı dışında mümkün olmadığı için birçok Avrupa ülkesinde insan nüfusu sayısı düşmektedir. Fransa ve Almanya gibi ülkelerde yabancılar olmasa okullardaki öğretmenler işsiz kalacaktır. Bütün bu yaşanmış tecrübeler ortada iken Türkiye'de hâlâ körü körüne bir batı taklitçiliği yaşanmakta, bizim toplum yapımıza uyup uymayacağı hiç düşünülmeden, "AB Uyum Yasaları" adı altında aile hayatını dinamitleyecek yasal değişiklikler uygulamaya konmaktadır. Kadına şiddet ve boşanma olaylarındaki artışların sebebi, medeni kanundaki aksaklıklardan kaynaklanmaktadır. Zinayı serbest bırakan, boşanmayı teşvik eden son değişikliklerle toplum nereye götürülmek isteniyor? Avrupa Birliği Uyum Yasaları ile her yönden Avrupa'yı taklit etmek mecburiyetinde miyiz? Toplum hayatına yön veren yasalar hazırlanırken; toplumun dini, örf ve adetleri ile o toplumun geleceği göz önünde tutulmalı, medeni kanundaki çarpıklıklar çok geç olmadan bir an önce düzeltilmelidir. Hatta farklı inançtaki insanların aynı yasaya uyma zorunluluğundan vazgeçilerek aile hayatında çok hukuklu uygulamaya geçilmelidir.
Bütün insanların akıl, nesil, can, mal ve din emniyetlerinin sağlandığı bir dünyada buluşmak temennisiyle katılımlarınız için teşekkür ederiz.
Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü
Platformu Adına
VAHDET VAKFI SAKARYA TEMSİLCİLİĞİ