genel-merkez
“Siyonist işgal ve küresel kapitalist hırs”ın kazanmaması için MEZHEP KAVGASINA SON!
SİYASET VE EĞİTİM İLİŞKİSİ

SİYASET VE EĞİTİM İLİŞKİSİ

Ağustos 1997- Konya

Değerli Misafirler;

MAZLUMDER adına hepinize hoş geldiniz diyor, saygılarımı sunuyorum.

Ülkemizde eğitim, ne yazık ki yıllardan beri tek tip birey oluşturmak için kullanılan bir ideolojik beyin yıkama aracı olarak algılanmaktadır. Bu anlayış içerisinde olan ve asıl iktidarı kullanan baskıcı güçler, 54. Hükümetin istifa etmek zorunda bırakmış ve 55. Hükümet te öyle anlaşılıyor ki, bu anlayış doğrultusunda icraat sergilemek sözü karşılığında kurulmuştur. Nitekim 8 yıllık zorunlu kesintisiz temel eğitim yasa tasarısını gündemine almadığı açıklanan Bakanlar Kurulu, bu baskıcı güçler tarafından sabaha kadar çalıştırılarak zorla bir yasa tasarısı imzalattırılıp TBMM Başkanlığına sevkedilmiştir. Yasa tasarısının sevki sabahı bulmuşsa da Türkiye kamuoyu, henüz Bakanlar Kurulu tasarıyı görüşmeye başlamadan, Türkiye'nin ülke çapında önümüzdeki öğretim yılında 8 yıllık kesintisiz zorunlu eğitim uygulamasına başlayacağını, MGK Genel Sekreteri'nden öğrenmiştir. Bu açıklamanın gereği de bildiğiniz gibi bugün yasalaştırılmıştır.

Başbakanın "Şu anda bir dayatmayla karşı karşıyayız. Benim de içime sinmedi. Demokrasilerde bu olmamalı. Şu anda da yapacak başka birşey yok" sözlerine karşılık, Başbakan Yardımcısı Ecevit'in, "Demokrasinin gereği çok güzel bir çalışma oldu" ifadesi, Türkiye'de demokrasi kavramının kimi politikacıların zihinlerindeki yerini ve oturmuşluğunu gösteren acı örneklerdir.

Kuşkusuz, Başbakanın bile, içine sinmediğini, ancak yapacak birşeyinin de olmadığını dile getirmesi utanılacak bir haldir. Bu sözler, mevcut sistemde halk iradesinin ve halkın temsilcilerinin, ne ölçüde egemenlik hakkını kullanabildiğini yeterince ortaya koymaktadır. Ancak halkımız, Başbakanı, bu sözleriyle değil, çıkarmaya büyük gayret gösterdiği, uğrunda halka en çirkin hakaretleri büyük bir hırçınlıkla sergilemekten geri kalmadığı yasayla ve bundan sonra uygulayacağı politikalarla değerlendirecektir.

Halkın kendi imkanlarıyla yaptırarak devlete teslim ettiği İmam-Hatiplerin şimdilik orta kısımlarının kapatılmasından başka bir amacının olmadığını bugün herkesin bildiği ve bugüne kadar gizleyenlerin de artık itiraf etmekten çekinmediği 8 yıllık kesintisiz zorunlu eğitim yasası, halkımızın ve çocuklarımızın özgür eğitim hakkına yönelik bir saldırı olup, ana-babanın, çocuğun eğitimi üzerindeki haklarını gasbetmektedir.

Bu yasanın çıkmasında ısrar etmenin, toplumumuzu ne ölçüde rencide ettiğini ve gerilimi tırmandırdığını herkes görmek zorundadır. Çünkü herkes bilmektedir ki bu yasa, ülkemizdeki eğitimin kalitesini yükseltmeyi amaçlamış değildir. Yine herkes tarafından bilinmektedir ki, bu yasayla amaçlanan; genç kuşakların ana babaları tarafından değil, devlet tarafından yönlendirilmesidir.

İnsan hakları savunucuları olarak bizler, halkımızın kendi çocuklarının eğitim-öğretimleri üzerindeki haklarını sınırlamaya yönelik düzenlemeleri, insan haklarına aykırı buluyoruz.Çünkü Türkiye'nin de imzaladığı ve taraf devlet olarak uygulama yükümlülüğü altına girdiği İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin 18. Maddesi, "Herkesin düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne hakkı vardır.Bu hak, din ya da inancını değiştirme özgürlüğünü ve din ya da inancını, tek başına ya da topluca ve açık ya da özel olarak öğretme, uygulama, ibadet ve gözetim yoluyla açıklama özgürlüğünü içerir." demektedir.

Aynı Bildirge'nin 26/3 maddesine göre, "Ana-babalar, çocuklarına verilecek eğitimi seçmede öncelikle hak sahibidir." Yine aynı Bildirge'nin 28. Maddesine göre "Herkesin bu Bildirge'de ileri sürülen hak ve özgürlüklerin tam olarak gerçekleşeceği bir toplumsal ve uluslararası düzene hakkı vardır." Ve yine aynı Bildirge'nin 30. Maddesine göre de "Bu Bildirge'nin hiçbir hükmü, herhangi bir Devlet, grup ya da kişiye, burada ileri sürülen hak ve özgürlüklerden herhangi birinin yok edilmesini amaçlayan herhangi bir etkinlikte ve eylemde bulunma hakkını verir biçiminde yorumlanamaz."

Yine Türkiye'nin de imzalayarak yükümlülük altına girdiği Ekonomik, Toplumsal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi'nin 13/3 maddesine göre "Bu Sözleşmeye Taraf Devletler, ana-babaların ya da -kimi durumlarda- yasal vasilerin, Devlet tarafından kurulanların dışında Devletçe konmuş ya da onanmış belli eğitim ölçülerine uyan okullar seçme özgürlüklerine saygı göstermeyi ve çocuklarının kendi inançları doğrultusunda ahlak ve din eğitimi görmelerini sağlamayı üstlenir."

CHP'nin ortağı olduğu koalisyon hükümetince imzalanan ve 27 Ocak 1995 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren Çocuk Haklarına Dair Sözleşme'nin 14/1 ve 2. Maddeleri şu hükmü içermektedir: "Taraf Devletler, çocuğun düşünce, vicdan ve din özgürlükleri hakkına saygı gösterirler. Taraf Devletler, ana-babanın ve gerekiyorsa yasal vasilerin; çocuğun yeteneklerinin gelişmesiyle bağdaşır biçimde haklarının kullanılmasında çocuğa yol gösterme konusundaki hak ve ödevlerine saygı gösterirler."

Çocuk Haklarına Dair Sözleşme'nin 29. Maddesi ise taraf devletlerin çocuk eğitiminin insan haklarına ve temel özgürlüklere, Birleşmiş Milletler Andlaşmasında benimsenen ilkelere saygısının geliştirilmesi amacına yönelik olmasını kabul ettiklerini hükme bağlamaktadır.

Tüm bu belgelerin yanında BM'in 1981'de kabul ettiği Din ya da İnanca Dayalı Her Türlü Hoşgörüsüzlük ve Ayrımcılığın Kaldırılması Bildirgesi,

Tüm bu belgeleri burada sıralamamızın nedeni şudur:

Bu belgelere Türkiye imza atmış, kabul etmiş ve sistemini bu belgeler doğrultusunda düzenleyeceğine söz vermiştir. Bu belgeler, dayatmacıların MGK'yı savunmak için arkasına saklandıkları 1982 Anayasasına göre bağlayıcıdır, Türkiye bunlara uymak zorundadır. Ama 8 yıllık kesintisiz eğitimi bugün yasalaştırarak toplumumuza dayatanlar, bu sorumluluklarını hatırlamak istememektedirler. Çünkü bunlar, hukuku pek sevmemektedirler. Aslında bunların demokrasi, laiklik gibi dillerinden düşürmedikleri kavramlarla ilişkileri de dürüst değildir. Çünkü bu kavramlar, artık evrenselleşmiş ve sürekli evrim geçirmektedirler. Bunların örnek aldıklarını söyledikleri ve düzeyine ulaşmaya çalıştıklarını iddia ettikleri dünya, laikliği tüm inanç gruplarına eşit mesafede bir hakemlik kurumu ve tüm inançların özgürlüklerinin güvencesi olarak algılarken, bizim Anayasa Mahkemesi, hala, laikliği tüm özgürlüklerin sınırlayıcısı ve Anayasaüstü bir ölçü, bir norm olarak kabul etmektedir. Anayasa Mahkemesi, laikliği, Anayasada öngörülen kimi sınırlamaların zorunlu nedeni ve Anayasada benimsenmiş bütün temel ilkelere egemen bir düşünce olarak ele almaktadır. Bu yüzden de Anayasa Mahkemesi, laikliğe aykırı düşüncelerin açıklanması özgürlüğünün olamayacağına karar verebilmektedir.

Türkiye devlet, dini kontrol edebilmek amacıyla laiklik adına din tanımlamakta ve bu otoriter laiklik anlayışı doğrultusunda, isteyen-istemeyen, inanan-inanmayan herkese zorla bir din öğretmektedir. Çocuklarının, dinlerini öğrendiklerini zannettiği için, Müslüman halkımızın hoşuna gitse ve hayırlı bir iş gibi görülse de bu zorunlu din derslerinde Allah'ın Dini değil, devletçe tanımlanmış, sınırları çizilmiş ve dinin bütünüymüş gibi sunulan bir tür resmi bir din anlayışı genç kuşaklara öğretilmektedir. Dolayısıyla bu zorunlu din dersleri, aslında sadece laikliğe değil, insan haklarına da, din özgürlüğüne de aykırıdır ve Türkiye'de müslümanların, dinlerini özgürce kendi kaynaklarından öğrenip yaşamalarının önünde en büyük engeldir.

Tüm bunlar, Türkiye'de sadece dinin değil, aynı zamanda demokrasi, laiklik, hatta hukuk kavramlarının da millileştirildiğinin çarpıcı örnekleridir.

Değerli Misafirler;

8 yıllık zorunlu kesintisiz eğitim dayatmaları karşısında insanlarımız, engellemelere rağmen sokaklara dökülmekte ve "Tek tip eğitime hayır; insanlar istediğine inanabilmeli, inancını öğrenebilmeli, yaşayabilmeli" diye haykırmaktadırlar. Yıllarca dinlerini öğrenmeleri ve inandıkları gibi yaşamaları yasaklanan insanların, kazanımlarını, ya da kazanım olarak gördükleri şeyleri savunmalarından daha doğal birşey olamaz. Ama tüm insanlara tektip zorunlu eğitim dayatılarak, herkesin mağdur edildiğini bilmek ve ona göre davranmak gerekmektedir. Kaldı ki Kur'an Kurslarındaki ve İmam-Hatip Okullarındaki eğitimin de, tek tip, tartışmayan, boyun eğen insanlar yetiştirdiğini itiraf etmek yürekliliğini de göstermek durumundayız.

Tüm bunlar düşünüldüğünde, asıl karşı çıkılması gereken, kaç yıl ve nasıl olursa olsun zorunlu eğitimin kendisidir. Öne çıkarılması gereken, özgür bireyler yetiştirmenin önündeki başlıca engel olan eğitim kavramı değil, öğretim kavramıdır. Ve asıl savunulması gereken de özgürlük; ama herkese özgürlüktür.

Kendiniz için istediklerinizi başkaları için de istediğiniz takdirde, ötekiler veya bizimkiler; tüm dayatmacıların karşınıza çıktığını ve sizlere saldırdığını göreceksiniz. Hak ve özgürlükleri, sadece kendiniz için istediğiniz takdirde de, hem inandırıcılığınızı kaybedersiniz, hem de kendinizi yalnız kalmaya mahkum edersiniz. Oysa bizlere düşen, zulmün her türlüsüne karşı çıkmaktır, kimden kaynaklandığına ve kime yöneldiğine bakmamaktır.

Hepinize tekrar teşekkür ediyor, saygılarımı sunuyor ve bu panelin özgür eğitime ulaşmamıza katkı sağlamasını diliyorum.

FAALİYET BİLGİLERİKategori Adı SEMİNER & PANEL & KONFERANSTarih 1997-08-27
Okunma Sayısı : 3522

 

Şube ve Temsilcilerimiz
genel-merkez
İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği - MAZLUMDER GENEL MERKEZ
Adres: Mithatpaşa Caddesi No: 62/4 Kızılay/ANKARA
E-posta: info@mazlumder.org | Telefon: +90 (0312) 418 1046 | Faks: +90 (0312) 418 7093

Ziyaretçi Sayımız : 847528

beyaz.net, bilisim, network, web uygulamalari